Fatih Kadir Akın: Merhaba arkadaşlar, Commit History'nin ikinci bölümüne hoş geldiniz. Bugünkü konuğumuzu tanıtmak üzere mikrofonu Vigo'ya veriyorum. vigo: Evet. Şöyle söyleyeyim Fatih. Bir kere o bir rockstar. O ünlü bir yazar, ünlü bir yazar. O Türkiye'nin en ünlü internet sitelerinin autoru, kodörü. Aynı zamanda eski bir Amstrad programcısı, eski bir demo senior. O da yaşıda yaşıtımız olduğunu düşünüyor. Bana yakın olduğunu düşünüyor. Sana yakın değildir de. Sevgili SSC, aka... ssg: Hıhıhıhıhı Fatih Kadir Akın: Kesinlikle. Evet. vigo: Sedat Kaponoglu, abi hoş geldin. ssg: Selam, selamlar hoşbulduk. Fatih Kadir Akın: Abi SSG mi? Bu arada SSG mi? Ben onu SSG diyenler de var SSG diyenler de var hangisinde? vigo: Hemen izleyicileri dinleyin. ssg: Ya şöyle diyeyim, ben bu Nikky'i o kadar uzun zamandır kullanıyorum ki bana eski şehirde SFG diyen bile oldu yani. Her her kombinasyonu söylendi bunun. SSG diyen de var, SSG diyen de var. Nasıl ağzınıza rahat geliyorsa hepsi hep şu doğru. Fatih Kadir Akın: ... vigo: Senin şeyin ne abi? Seninki ne? Sen normalde nasıl kendini söylüyorsun? ssg: Ben şimdi bu... Şöyle, ben de SSG2'nin çıkışı... Bana babam şu bilgisayarı aldı. Bak gösterebiliyorum. Amstrad CPC 464 şurada. Hala çalışır durumda. Kasetli, maalesef kasetli ya. Yani o yüzden yaşadığım işkenceler... Say say bitmez. O zaman bilgisayarı aldım da o kadar heyecanlıydım ki. Yani kod yazacağım bunda, işte sonra şirket kuracağım, yazılım şirketimiz olacak. vigo: Of! Harika! Şey disketli, disketli mi? Kasetli mi, disketli mi o ya? Hangisi? Kasetli, ha. Tamam. Fatih Kadir Akın: Dinleyiciler göremeyecek... vigo: Evet. ssg: O şirketin adı da Sedat Software Group olarak koymuştum. Ve SSG diye logosunu da yapmıştım onun. Şimdi bu tabii İngilizce olunca ismi şirketin haliyle okunuşu da SSG olması gerekiyor doğal olarak. Ama SSG, SSG... Ben bunu yazdım kodlarda her yere koymaya başladım. Copyright, işte SSG, Copyright SSG falan. Her yere koyunca bir noktada... Evet. vigo: Hmm... Ha. S.S.C. Peki parantez içinde C diye mi koydun yoksa kopi işaretiyle mi koyuyordun? ssg: İkisi de yaptım. Şimdi o Copyright karakteri var Amstrad'ın fontunda. Var var evet öyle bir güzelliği var. Hatta Amstrad'ı her açtığında o karakter görünür Copyright, Amstrad, Electronics falan diye. Ama şey onu klavye de yazamıyorsun. Onu ASCII koduyla falan yazman lazım. Onunla uğraşmak istemediğim zamanlarda parantez içinde C şeklinde. Neyse ben bunu her yere yazınca tabii vigo: Ha var mı? Aa süper. Aaa doğru, altta yazıyor. Doğru, doğru. Evet. ssg: insanlar bana SSG demeye başladı. Yani aslında benim Nikim olarak çıkmadı. Millet SSG, SSG, aşağı SSG yukarı, SSG aşağı SSG yukarı. O şekilde yerleşti yani. vigo: Abi şunu çok merak ediyorum, hızlı hemen aklıma Amstrad'da. Ya şimdi 2026 yılındayız. Ne bileyim, sen de yazılım işinde olduğun için yani her cins ne bileyim, en kral Mac, Apple, PC bilmem ne, donanımlar, devisler, tabletler, telefonlar. Ama şu Amstrad'ın o açtığın andaki yaşadığın yani onun o hissi başka bir devisle yaşadın mı abi? Başka bir bilgisayara dokunduğunda böyle o Amstrad'ı kullandığın andaki şey oldu mu? Ben de hiç olmadı abi. Ben Commodore 16'yı benim ilk bilgisayarım. Commodore 64'ü biliyordum ama mesela ben hani o hissi Amiga ile, Amiga, özellikle Amiga 1200 ile tanıştığımda da böyle çıldırıyor gibi oluyordum. Yani o bilgisayara dokunduğum zaman ya da açtığım zaman böyle hani acayip bir his mesela. Sonra ben her gün işte en kral son model Mac'i bilmem ne, neler neler geçti. Hiçbirisi abi o şeyi bana vermedi bugün. Sen dedin öyle bir şey oldu mu? ssg: Tabii tabii yani şöyle ben bilgisayar nedir ne değildir pek bilmiyordum yani sadece oyun oynanan bir şey sanıyordum başta. İlk tanıştığım bilgisayar da Amstrad değil aslında ondan önce Sinclair Spectrum Plus modeller. Onu abim bir öğrencisinden önce alıp eve getirmişti. O zaman gördüm ilk defa bir bilgisayarın çalıştığını. Şimdi biz beş kardeşiz öbür abim de küçük abim Vedat. vigo: Aynen. ssg: O da bilgisayarın başına geçti, bir şeyler yazdı, ekrana sinüs çizdirdi. Sinüs dalgası. Bunu görünce ben, sen bunu nasıl yaptın diye delirdim böyle. Kendimden geçtim falan. Yani orada benim için bilgisayar bir anda inanılmaz sihirli bir şeye dönüştü. Ve o noktadan itibaren o bilgisayarı açınca ilk Copyright Sink Layer Research Limited diye şey çıkar ya yazı. Onu gördükçe... vigo: Of. Evet, evet. ssg: Senin bahsettiğin heyecanı duymaya başladım. Çünkü arkada yapılabilecek ne kadar çok şey var. Yani inanılmaz bir potansiyel, hayal gücünü her yöne doğru koşturabileceğin bir geniş alan, ne istersen yapabileceğin bir şey. O yazı bana o hissediyordu açıldığımda. Amstrad'da da aynı şey tabii. Amstrad'da da aynısını hissediyordum. Yani şimdi neler yapabilirim, her şeyi yapabilirim. Öyle hissediyorsun. Akla ne gelirse yapabilirsin. vigo: Evet ya. ssg: O çok tuhaf birisi. vigo: Ya bende de şeyde... Şimdi benim bir arkadaşım var, hep bin kere anlatmışımdır ama belki sen kaçır... Yani duymamışındır muhtemelen. Bir arkadaşım vardı orta biride. Onlar babası rahmetli oldu, hâlâ da görüşürüm. Onlar Portekiz'den gelmişler Türkiye'ye. Ortaokula gidiyoruz, o okulda falan İngilizce'ye başlamış. Onun Commodore 64'ü vardı abi. Ona böyle haftasonları gidip onun Commodore'da oyun oynuyorduk. Sonra bir gün gazetede bir ilan çıktı. Commodore 16, 20 bin lira peşin, 20 bin lira taksitle falan diye. Rahmetli anneannemde emekli maaşı buna uygundu. Gittik aldık abi. Ne olduğunu bile bilmiyoruz tamam mı? O ana kadar bilgisayar denilen şey bir bizim arkadaşın evinde olan bir şey. Bir de benim en fazla şey vardı. Star Trek dizi var ya abi. Kaptankör falan. Orada bilgisayar diye bir şey var ve bilgisayar denen şey sadece uzay gemilerinde olabilecek. Hani uzay gemilerini kontrol eden, bilgisayar şunu yap bunu yap dediğin bir şey. ssg: Evet. vigo: Ya kafam şey ya evde var ya evde böyle bir şey var. Abi düşünün uzay gemisi mi evde bir şey mi yapacağız hani uzaya mı gideceğiz yani çocuk aklıyla falan. Ve o heyecanla açınca Commodore 16'ını abi oyun moyun yüklüyeceğiz işte arkadaşındaki gibi olan oyunlar bir çıktı böyle. Commodore'un basic karakterleri yapılmış saçma salak aptal saptal şeyler. Benim çok moralim bozulmuştu. O İngilizce o anladığı için bize geldi işte o da bakacak bir uzman gözüyle bir yorum yapacak Commodore 16'ya. User manual'da şey gördü abi işte, aa ekranın rengi değişebiliyormuş dedi işte, color 4,1 yazdık. Bir anda böyle aa ekranın bordırlar değişmeye başladı. Abi o an böyle ne oldu biliyor musun? İki yazıyoruz başka renk, üç yazıyoruz, dört, beş, altı böyle sayıları yazıyoruz. Devamlı çıt çıt çıt ekranın rengi değişiyor. Tabii kafa şeye basmıyor. 256 yazdık. İşte out of memory error gibi bir şey hatırlamıyormuş errorun adını da. Hani normal byte'ı açtık ya hani 0 ile 255 arası adres diyebiliyoruz ya artık bir high byte, low byte muhabbeti. ssg: hahahaha vigo: Aa dedik demek ki 255 tane renk var halbuki 255 tane renk bile yok yani o gün oradaki o etki o heyecanı abi ya ben video prodüksiyon işlerinde çalıştım. Silikon grafik diye bir makinar, Octane O2 falan o glitche ya orada bile o şeyleri ben hissetmedim yani o da şey hani şey demeyerek diyorum sen de şimdi sonuçta çok ünlü ve böyle hani hayvan gibi developer bir adamsın abi yıllarını ömrünü bu işe adımış bir adamsın yani Sadece ben, çünkü ben de konuştuğum insanlara hep soruyorum bunu. Çünkü günümüzde artık... Mesela bizim kürşat, hidrojen, Fatih belki tanımaz ama sen gayet yakından bilirsin. Mesela o bana bir gün şey söylüyor. İşte abi dedi bak, bugün satılan bilgisayarların yanında böyle bir user manual çıkmıyor. Yani komodoru açıyorsun derdi. Ready abi, senden komut bekliyor, hazır. Yani şey gibi bilgisayar açıyoruz, terminal çıkıyor ve aç kitabı abi. Başla işte oradaki basic programları falan. Yani bugün programcılığa geçmek hani tamam şimdi... ssg: Doğru. vigo: Hep Fatih ile konuşuyoruz. Bir AI dünyası, Vibe Coding, şunlar bunlar falan var ama günün sonunda şöyle bir şey var abi. Artık şey durumu söz konusu. Yani insanların hani böyle açıp, hele artık öyle bir nokta oldu ki yazılım geliştirmek çok basit. Bize de bu podcastte abi Fatih ile şeylerden bahsetmek istiyoruz ve konuklarımız böyle özellikle mesela 1990'lardan 2010'lara 2020'lere kadar süreçle ilgili Baya böyle bu bizim Türk yazılım camiasında aslında çok nokta dokunuşlu olan insanlar var. Bunlardan bir tanesi de sensin. Çok konuştum. Hemen şunu söyleyeceğim. Ben uzun yıllar Bilgün Üniversitesi'ne çalıştım. Senin de yakından tanıdığım bizim Karaca Ahmet var. Karaca Ahmet İnce ona da selam olsun bu şeyden dinlerse bizi. Ben senin o şey zamanlarını kaçırdım. Sizin Artifact Demo grubu olduğu zamanlar. İşte Turksin News Text TDSD miydi? TDSN miydi? Şimdi karıştırdım adını. O... ssg: TDSN vigo: TDSN'lerden sonra ben çok yıllar sonra o tekstleri elime geçti falan gördüm vesaire. Ahmet orada şeyden senden bahsederken işte oğlum işte Sedat bizim SSG vesaire biz işte birlikte de projelerde yaptık falan ben tabii o an senin bilmiyordum ne olduğunu. Senin işte Microsoft'a çalıştırmaya başladığın dönemlerin başı olabilir. Şöyle bir şeyden bahsetti bir şehir efsanesi hazır seni de yakalamışken burada da soralım. Oğlum dedi Microsoft böyle bir World Tour gibi bir headhunting turu yapıyorlar bütün Avrupa'ya dolaşıyorlar. İstanbul'a da geleceklerini duyuruyorlar. Bir şekilde de işte hani biz böyle bir hiring yapacağız. Yetenekli arkadaşlar işte şu gün şu saatte şuraya gelin. Sizinle görüşeceğiz. Ve sende abi böyle bir tır gibi bir şey var. bir tır gibi hatırlıyorum. Öyle dedi diye hatırlıyorum. Öyle bir yerde bir adam sana keyboard driver'ı yazabilir misin diyor ve sen de kağıdı eline alıp böyle başlarken yazmaya tamam diyorlar. Teşekkür ederiz. Biz sizi hayrediyoruz. Böyle bir şeyle uzun yılan bu. Şimdi bunun gerçeği ne kadar doğru ne kadar şey. ssg: Süper Fatih Kadir Akın: Yükalay. ssg: demek şehr efsaneye böyle oluşuyor ya. güzel. şöyle şimdi bir kısmı doğru tabi. Şimdi Microsoft evet Türkiye'ye bir headhunting turuna geldiğinde beni de iş görüşmesine çağırdılar. Çünkü zamanında CV'mi yollamıştım. Benim haberim olmadı. Ben CV'mi yollamıştım zamanında Microsoft'a. Sene 2004 bu olduğunda. vigo: Evet evet. Ahmet'in yalanisi. Senin nasıl haberin oldu? Ha sensiv yolda. Sen ne kaçtın abi? ssg: Geldiler, bir tırın arkasında değil tabii. Hatta hareket halindeki tır böyle arabayla sen tırın içine giriyorsun ve iniyor. Ve seni geri atıyorlar. Tır hiç durmuyor. Çok güzel. Ya yok yok. Evet evet. Söyledim. Süper. vigo: Okay. Ya böyle bir şey gibi şey gibi hani böyle konteyner gibi hani anladın mı? Yok be abi şey gibi hani konser ya şey gibi abi konser şeysi gibi hani böyle world tour tadında bir Fatih Kadir Akın: Abi bu kadar ya şey böyle şey Hollywood filmi sahnesi gibi ya ssg: Hatta eğer işe alınırsan tırdan inmiyorsun. Tırla götürüyorlar sonra Amerika'ya. vigo: Knight Rider Devon geliyor, Knight Rider Michael görevin şu diyor. Hayır hayır, tır hareket ediyor olayı yok. şey gibi, böyle bir konteyner gibi bir tır gibi bir şeyin içine, ofis gibi yapmışlar hani gidiyor öyle... ssg: Hayır hayır şöyle şimdi sıradaşı bir ortamda görüştüğümüz doğru otel odasında görüştük. Ama bundan önce zaten ilk bir mail ile pre-screening soruları yolladılar Pada. Onları yanıtladım. Onları beğendiler sonra telefonla aradılar, telefonla konuştuk. Telefonla konuştuktan sonra da kaldıkları otele çağırdılar. vigo: OK Hıh ssg: Yan yana 5 tane otel odası Bunların kaldığı 5 interviewer'lardı yani 1 kişi de yoktu Tabi tabi şeydi Gümüşsuyu'na çıkarken Park Hayat mıydı Hayat mı Tam şey var ya İnönü Stadion'un yanından yukarı doğru çıkarken Gümüşsuyu değil de Taksim'e doğru, şeye doğru çıkarken Sağda bir tane otel vardı orası Hayat Redinse olabilir hatırlayamadım vigo: Hangi otelde, neredeydi abi? Onları hatırlıyor musun? Hayat rejinsi mi? Hayat rejinsi. Tamam, hayat rejinsi Tamam. Benim... Öyle hatırlıyorum ben de. Adı belki değişmiştir şimdi. Bilemiyorum ama... ssg: ya da park hayatta o zaman emin değilim. Bu arada ilginçtir benim de zamanda hikaye yazmışlığım var. İş görüşmesi adında bir hikayem var. Kısa hikayem. Yayınladığım artifact'in işte demo grubunun web sitesinde. Orada iş görüşmesi Hayat Reagency otelinin lobisinde gerçek yaşıyor. Yani hikaye orada geçiyor. Adam iş görüşmesine Hayat otellerine geliyordu. Ondan sonra işte yıllar sonra yaşamış oldum. 6-7 yıl sonra. vigo: A Vayy, süper. ssg: O tabii çok fantastik bir hikaye de o açıdan o denkleşmeye dek nefes al. Neyse otel odasındayız. Tabii hiçbir imkan yok. Hani onlar kendi laptoplarıyla çalışıyorlar ama benim kodu laptopta yazacağın bir durum yok. Tabii kodu yazdırıyorlar iş görüşmesinde. Sana bir kağıt ve kalem veriyorlar. Kurşun kalem kağıt. Sen ona yazıyorsun. Ve tabii bana teknik kod soruları sormuşlardı birkaç tane. Ben hemen yazmaya başlayınca bazı görüşmeciler, hepsi değil de bazıları tamam yeter bu kadar deyip bıraktığı da oldu. da doğru. Bu kısmı da doğru. Ama keyboard driver diye yazdırmadılar. şey yani çok hayatta yetişmeyecek bir şey. Bir de o kadar spesifik bir teknik bilgi bilmeni de beklemiyorlar zaten iş görüşmesinde senden. Yani genel algoritmalar işte sistem, düşük seviye sistem... vigo: A, evet. ssg: ayrıntıları, mimarisi vs. bunları bilmeni bekliyorlar ama hani keyboard driver bilgisayarda bile olsa yazmamız zor yani hemen orada tak diye hemen öyle bir şey değildi vigo: Yani şey gibi çok böyle kazık Fatih Kadir Akın: Pekala. vigo: soru gibi ya. Pardon Fatih buyur abi. Fatih Kadir Akın: Peki ben bir şey soracağım. Bir önceki konuyla yani oraya bağlayacağım çünkü dinleyenler çok kafasında oturmamış olabilir. Ben üst generasyondan gelen birisi olarak size sorular yönelticem. Şöyle, demin bahsettiğiniz bu Amstrad, Commodore An6 falan filan. Bunlar böyle işte deniz işte renk yazıyorum, mavi falan filan. Bu konuya geri döneriz bu arada. Ben sadece orada bir parantez açmak istedim. Bunların kapasiteleri ne abi? Şu anda böyle M4 Max'ler, M5 Max'ler falan havada uçuyor ya. Yani çünkü... Bu zaten birazdan geliriz belki konuya ama demo scene aslında buradaki bu cihazların kapasitelerini üzerine kurulmuş bir kültür diye biliyorum ben. Sizin bu cihazlar neydi abi? Yani mesela RAM'i neydi? İşte memorisi neydi? İşlemci neydi? Bunları ben bilmiyorum bu arada gerçekten hani merak ediyorum şu anda. Çoğu kişi de merak etmiştir. ssg: Söp ye yani. vigo: Sedat Amstrad ve Sinclair'e söylesin ben Commodore 16... 12 kilobayt oğlum. Free memory 12 kilobayt. 12 KB. ssg: Otaylı. Ya şöyle diyeyim benim kullandığım en düşük hafızalı bilgisayar ZX81'de. 1 kilobyte hafızası. Şöyle diyeyim yazdığın kod bir sayfayı geçerse bir ekranı doldurursa bilgisayar kilitleniyordu. Yani hafızayı doldurmuş oluyordum bir sayfa kod yazarak. O kadar azdı. Şimdi mesela biz konuşuyoruz şu anda ve seslerimiz aktarılıyor. Her saniye O bilgisayarların en yüksek hafızasından daha fazla data aktarıyoruz aslında şu anda sadece canlı olarak. Ama o bilgisayarda o datayı yükleme hızı mesela kasetten yükleme hızı 10 dakika sürüyor. Öyle bir şeyi yükleme. Biz şimdi bunu saniyede kaç kere aynı şeyi aktarıyoruz? Farklı belli etme anlamında. Yani şurada mesela görüntülerimiz aktarılıyor. Fatih Kadir Akın: Evet. Bu kesinlikle... ssg: Amiga'nın hafızasından falan sürekli 1 saniyede 50 kere falan basıyoruz yani. Öyle çok ciddi bir fark var. Sink layer'ın hafızası 48 kilobayt. ZX81'in 1 kilobaytta ama Expansion Pack'iyle gelirdi 16 kilobaytlık. Ben meraktan onu çıkarıp kullanıyordum. Ne oluyor acaba çıkarın diye falan diye ki. vigo: Sedat şey hatırlıyor musun Sinclair'ın ya da Amstrad'ın CPU hızı ne kadardi mesela Commodore'un ki 1 MHz'den bir tık düşük 0.99 bilmem ne falan gibi onların neydi? ssg: Evet, Amstrad'ın 4 MHz'li z80 işlemciliği. Ama 4 MHz olmasına rağmen işlemcinin tasarımından dolayı bas sinkronizasyonu için 4 cycle'da bir komut işleyebiliyordu çoğu zaman. O yüzden komodoruna denkti performans işlemcinin. Yani bazı özellikleri daha iyi ama bazı açılardan da daha kötü, daha yavaş. Mesela Zero Page diye bir şey yok. vigo: Oooo! Süper! ssg: Z80'de, Commodore'da ZeroPage daha hızlı hafızaya erişimi için ek instruksiyonlar vardı sıfırıncı, bellek bölgesini kullanan. O tarz şeyler yani öyle farklar var ama genelde performansları denk. vigo: Ben Mevlüt abiye Mevlüt Dinç onun da kulakları içindesin. Türkiye'ye döndükten sonra bu sobayı falan kurduğu ilk zamanlarda yani muhtemelen... ...herhalde 2006'lar olabilir. 2008'ler tam emin değilim tarihini. Onunla ben o zaman o tarihlerde bir PC World'dı galiba. Orada ben böyle demo scene ve retrojide iki tane köşe yazıyordum abi. Demo scene, demo scene'deki aktüel yeni çıkan işte releaseler vesaireler, işte senior'larla röportajlar gibi Türkçe olarak. Retrolojide de mesela şey gibi yapıyordum. Mesela bir oyun seçiyorum, bütün platformlarda, Sinclair, Amstrad, Commodore, Amiga, bilmem kaç tane, Atara, şu bu. O oyunların tanıtımını yapıyordum ve emületör linklerini veriyordum. Yani bir oyun, o oyunu istediğin emületörde hepsinin versiyonları falan var gibi. Mevlüt abiyle bir röportaj yapmıştım, orada da tabii yine teknik konular konuşmuştum. Mesela o şeyden çok yakınmıştı. Mesela onlar, mesela bir oyunu yapıyorsun, hem Amstrad'a hem Amiga'ya, işte ne bileyim, hem Commodore 64'de bir sürü Sinclair'e port ediyorsun falan ya. Mesela Sinclair'in özellikle onların o ilk şeyler o Jerry the Germ vs. ve onlar aslında Sinclair Amstrad familiasından esas oyun çıkışları ilk şeylerde. Grafik ve memori şeyinden bahsetmişti. Mesela böyle bir Rasterize ya da ekranda mesela karakter seti yani Commodore 64'de de bir karakter seti mantalitesi var ya imajı karakter setine çeviriyorsun orada işte renk modları falan. Singular'da ve şeyde onun inanılmaz zor olduğunu ve böyle bir ekranda renkli bir resim göstermek için yani böyle arka arkaya durmadığını 50 tane takla attığını şimdi çok detaya girmeyeyim şey olmasın. En çok orada zorlandıklarını ve çok garip bir grafik tarafıyla ilgili çok zorlayıcı bir unsular olduğunu söylüyordu ve ben şeyleri hatırlıyorum. Yani Commodore 64 oyununa mesela en çok birebir benzeyen Amstrad'ın ssg: Evet. vigo: Böyle plasma'ydı ya da bir versiyonu vardı. Artı üç müydü, spektrum da mesela bir versiyon da neredeyse birebir Commodore'u bir tek şeyden fark ediyordu. Ses çipi Commodore'un siti tabi büyülü bir ses şeyi var. Ama grafikler, play görseldik, hız falan birebir şeydi. Aynıydı diğer şeylerde de. ssg: Evet, şimdi evet şimdi tabii o dönemin grafik programlaması günümüze göre çok farklı. Çok alışılmadık bir şey. Şimdi mesela bugün mesela bir web tarayıcı için ya da mobil bir uygulama bir şekil çizdiğiniz zaman şu şekli çiz diyorsun ve o çiziliyor ya da ne bileyim bir resim basacaksın, piksel piksel. Şu noktaya şu pikseli bas, şu renkte diyorsun o renkte çıkıyor o 16 milyon renk içinde hatta şimdi HDR falan. O dönem Bir piksele renk vermek için bile takla atıyordum. İşte spectrumda özellikle bu çok zordu. Şey yapman gerekiyor. Pikseli basıyorsun, piksel her zaman siyah renk normalde. Ama o pikselin içine düştüğü işte 40'a 24'lük mü öyle bir alan içinde bir tane 8'e 8'lik bir alanın rengini değiştirebiliyordun en fazla. Ön plan ve arka plan rengini. Yani text mode gibi aslında renklendirme yapabiliyorum. Bunun bu yüzden mesela grafikere de çok iş düşüyordu. Çünkü o tam renk ayarlarını yani çizimi öyle oturtması lazım ki o renk değişimleri göze batmasın diye. Spekrunda o çok zordu. Commodore'da da benzer kısıtlar var. Color Clash falan onda da vardı. Amstrad'da biraz daha rahat. Ama tabii yine piksel basma çok ciddi hesap gerektiren bir şeydi. Sprite yok. vigo: Evet evet evet. ssg: O yüzden sprite basmayı sen yapıyordun. Olmadığı için sen cpu ile sprite basıyorsun. O dönemin bilgisayarlarında farkı yaratan şey custom chipleriydi. Normalde grafiği sen düz basabiliyorsun ama custom bir chip var. O ekrana oyun ögeleri basabiliyor sprite dediğimiz. Yani hareket eden oyun karakterleri vs. vigo: Peki şey var mı sprite gibi böyle sprite bir layer gibi üstte durabiliyor ya hardware sprites komodordan söyleyeyim hani önde olay resmin grafin önünde arkasında olabiliyor sprite sprite collision deduction gibi hazır şeyler o tarz şeyler olabiliyor muydu? ssg: Yok hiç öyle bir şey yoktu sadece scrolling için birkaç şey vardı hani video kontrollerının özelliği vardı ekranı çabuk kaydırabilmek için. Ki onu da her oyun kullanmazdı bazı oyunlar direkt baştan çizerdi her şeyi bu sefer yalpalıya yalpalıya kayardı ekran falan. O oyunlar çok kötü olurdu korkunç olurdu. O yüzden o çok yalpalamasın diye küçücük ekranda oynardım. Çıkıp CPU hızlı basabilsin diye falan öyle şeyler vardı. Yani tabii teknik olarak çok zorlayıcı bir dönem. Öte yandan da bir yandan çok kolay bir dönem. Çünkü sistemin gereksinimleri az, hani yapacağın şeyin tanımı çok fazla uçamıyor. Yani mesela bu internetten online oynanabilsin mi diye bir şey düşünmen gerekmiyor. Çünkü internet falan yok. vigo: Tabii. Multiplayer diye bir şey yok. Joystick en fazla. ssg: ya multiplayer, local multiplayer, splitscreen falan var o zaman bir tek. Hani bu tür şeyler tabi avantaj. Çünkü makinenin spekleri de kısıtlı. Hafıza kısıtlı, yapabileceğin şeyler kısıtlı. O yüzden aslında kısıtlı bir alanda çok fazla efor sarf ediyorsun ama alan kısıtlı olduğu için hani bilmen gereken şey sayısı daha az, hakim olman gereken. Bugün tam tersi. Cihazlarımız inanılmaz güçlü böyle uzay gemisi seviyesi işte. Star Trek'teki bilgisayarlar böyle olmalı diye düşünüyorum. Yani AI ile konuşuyor, AI yazıyor kodu modu ama artık bir de gerek sinimler o kadar yüksek ki. şimdi bir şey yapacaksın, oyun hangi platforma yapıyorsun? Yani mobile mi yapıyorsun, mobile yapıyorsan, iOS mi Android mi, hepsinde yapış şekli farklı. vigo: Evet evet aynen. Tabii şu anda AI'la falan konuşarak iş yaptırıyoruz abi. O ne diyorsun? ssg: Yani oturup tek bir yerden, tek bir bilgiyle yapma kısmı hala zorlayıcı bir şey. Yani AI'ya yaptırıyorsun her şeyi. Bu sefer AI'ın ne yaptığını sen anlamıyorsun. Bu dert var. Ve bu sefer onun maintenance'ı, güncellenmesi falan hep AI'ya kalıyor. iş. Çünkü o işi yapmayı kimse bilmiyor. Eskiden bu şeydi mesela şirketlerde bir star yazılımcı olurdu. Çok iyi bilen sistemi, her şeyi bilen. vigo: Aynen abi, aynen. Fatih Kadir Akın: Evet. ssg: Ve o kovulamayan adamdı. Hatırlam, öyle biri vardır. O kişi o kadar iyi bilir ki sistemi, her şeyi. Onu kovarlarsa sistem çökecektir. Şimdi AI günümüzde böyle bir şeye dönüştü. Kovamadığımız mühendis oldu. Çünkü ona bir çere yaptırdığım işi bir tek o biliyor. Neyi nasıl yapıldı mı, sen bilmiyorsun. Bu sefer hep ee işin düşüyor, onu kovamıyorsun bu sefer. Yani... vigo: Evet evet evet. Evet evet evet. Aynen. Aynen öyle abi. Fatih'i kaybettik mesela. Fatih artık en son ne zaman bir sıtır bir şey, L80A'yla falan... Fatih artık vibe şeylerin efendisi. Fatih Kadir Akın: ... ssg: hehehe Fatih Kadir Akın: Yine Terminal yazıyorum ya. Terminalde ben yine devam ediyorum da şeyde... Tabii kompleks Terminal komutlarını yazıyorum Eaya'ya. Orasını yapıyorum ama... Yine basic şekilli Terminal'ım açık ya kenarda. Editörü bıraktım ama Terminal'dan devam ediyorum. Git commitleri yaptır kendim yapıyorum bazen. Commit mesajlarını Eaya yazdım. Evet evet. Abi ben şeyi soracağım ya... Tamam. vigo: Ya, Fatih. Güzel, hala hatırlıyorsun. Vaaay. Abi, bir de... Dur sorma, son Sinclair'den bir ssg: hahahaha vigo: şey soracağım. Sonra çok konuştum, biliyorum ama... Şey diyeceğim abi... Ya, revi... Mutlumelen revision partilerinin bir tanesinde, Wildcompo'da... 5-6 sene evvel... İngiltere'den bir ekip var, grubun adını unuttum. Belki sana da denk gelmişti. Bunlar manyak Sinclair demoları yaptılar. Ama... Böyle bir Sinclair'ın bunları yapabileceğine inanamazsın. Efsane süper demolar vardı. Ve ben orada şeyi fark ettim abi o şeylerde. Sinclair'ın aslında renkleri Commodore'dan daha güzel. Neon. Kırmızı blök neon kırmızısı. Sarı neon sarısı. Yeşil neon yeşili. Yani aslında biraz da haklı yenmiş makine gibi görünüyor. Aslında Amstrad da öyleydi. Yani aslında renk şeyleri mesela Commodore'dan daha güzeldi. Bir de NTS-i PAL durumları da var. Orada da renkler mesela. Bazı şeyler NTS-i de acayip canlı duruyor. Biz hep palet kullandığımız için mesela onun NTSC'lerini ben yıllar sonra görebildim. Çalışır hallerini. Orada da bir azıcık şey oldu düşünün. Hakkı yendi gibi oldu ama hani biraz geç fark ettik. Son olarak bir şey daha söyleyeceğim. Yine Mevlüt abiler İstanbul'da bir etkinlik yapmışlardı. Amiga'nın efsane bir oyun ekibi vardı Bitmap Brothers diye. Belki sen hatırlarsın. Zenon'u yapan gods, kaos enginler falan filan. ssg: Tabi tabi bilmez miyim? Tabi Magic Pockets, Gods falan evet. vigo: Bravo. O ekip geldi, onun koduru geldi. Mike Montgomery. Ben böyle Amiga t-shirt'ı giydim. Elimde eski Computer Art Video Games'in onlarla röportajda olan sayısı böyle saklıyordum. Yani abi şey gibi. Ya bilmiyorum ha bugün kim gelse öyle. Yani atıyorum ben şimdi Rob Pike'la tanışsam aynı belki etki yani öyle bir deliririm. Elimi ayağım tutmaz yani heyecanlanırım. Böyle heyecanla gittim. Adamlar Amiga'nın... Amiga'yı Amiga yapan oyunları yapmış ekip falan. Ben bir Amiga freak olarak böyle... ssg: ... vigo: Adamlara falan şey soruyorum, abi nerede yapıyordunuz bilmem ne. Adam bana şey dedi, biz kodu Amiga'da yazmıyoruz dedi. Nerede yazıyordunuz dedim. Böyle bir tane PC gibi bir şey, text editörü gibi düşün. Herifler böyle C gibi bir dilde, SM'de bile değil, bir şey yapıyorlar. Sonra bir düğmeye basıyorlar, o Amiga için kodu der diyor, seri porttan Amiga'ya bağlı bir yanda Amiga duruyor. Çünkü adam şey dedi, aslında sorun şu, kod editörü ve bilmem ne Amiga'da çalışırken yapınca Amiga'da renmem olmadığı için yani adam full... Hafızayı hiç şey yapmadan, rezerv etmeden yani Amiga bomboş duruyor, yer kalmıyor. Başka yerde yapıyorduk, build ediyorduk, oraya soket şeyden yolluyorduk seri porttan ya da paralel porttan hatırlamıyorum şimdi. Sonra görüyorduk, ben de böyle heyecanla işte abi deluxe paintle mi yaptığınız grafikleri işte ne bileyim soundtrack'ı filan pro track'ı filan efektleri. Abi adamların Amigacılığın asille alakası olmadığı böyle öyle bir yıkılmıştım ki böyle hani adam basıyor ssg: yer kalmıyor tabi başka şeyler doğru mu? hahahaha Fatih Kadir Akın: ... vigo: Amiga'ya çıktı. Komodoroz'a diyoruz çıkacağız mı? Çıkacağız. Tamam bunu Komodoroz için olanını çıkaralım falan demişti. Öyle bir hayal kırıklığı da uğramıştım. Evet abi ya. Fatih Kadir Akın: Adam profesyonel bakmış abi. Abi ben tam ssg: Doğru Fatih Kadir Akın: buna değen bir şey soracağım. Tam buna değen bir şey soracağım. Bu ben şeyi şimdi demosiyen kültünü falan size anlatırken doğru yanlış bilmiyorum. Hiç o zamanlarda olmadım. Ama şöyle bir şey canlanıyor diyorum. ssg: diyorsun. vigo: Kanka sen 10 numara sinir olurdun biliyor musun? Bak 10 numara sinir olurdun. Her türlü yani. Fatih Kadir Akın: Abi işte şimdi sorun, sorun, cevabı alınca anlayacağım. Öyle mi değil mi? Ya şunu, şöyle geliyor abi bana şu anda bana sound ettiği şey şu mesela şöyle bir şey geliyor. Sanki böyle aynı şu anki rap grupları gibi gruplar var. Böyle birbirlerine tamam mı işte? Hani şimdi rap grubu ya da rock grubu gibi diyeyim. Tamam mı? Aynen. Herkes, gruptaki herkes bir alanda iyi. Tamam mı? İşte rock gruplarında işte basçımız vardır işte şey falan muhabbeti işte. Abi şu adamların gitarisi değişince adamların tarzı değişti falan filan diye böyle. ssg: ne? vigo: var ssg: diss atıyorlar falan. vigo: Aynen. Fatih Kadir Akın: Rock gruplarında da öyle muhabbetler olur falan. Mesela bana gelen şey öyle gibi. Sanki böyle gruplar vardı bir sürü. Tamam mı? Ve bu gruplarda herkes böyle bir şeyde iyiydi ve bunlar böyle bir ortamda gelip diss atarlardı. O yaptıkları şeyi gösterdi ve bunlar böyle birbirlerini teknik olarak tokatlarlardı ve bana böyle şey geliyor. Oğlum ne güzel hani şey çok iyi. Bir de şimdi anlattığınız şeyle çok güzel bağlanıyor. mı? Hani elinde vigo: Evet. ssg: Evet. Fatih Kadir Akın: Kapasitesi çok düşük bir şey var ve sen bunda maksimum bir şey yapıyorsun. Demin dediğin gibi mesela adam işte başka cihazda yapıp oraya aktarıyor ama sen lan bunu bunda yapıp nasıl yapabilmiş diye şaşırıyorsun halbuki başka bir şey de yapmış falan mesela. Abi buradaki bu bu bu şeye merak ediyorum ben biraz bundan hikayelerini merak ediyorum. ssg: Evet. vigo: Bak hemen sana hiç kimsenin, yani bunu kimse bilmez yani bilmediği küçük bir şey söyleyeyim. Bizim bir grubumuz vardı The Hacker Boys diye. Bak süper isim değil mi? The Hacker Boys müthiş şey böyle. Ve bu bizim Hacker Boys abi, biz Commodore'da başkalarının introlarını ripleme diye bir kavram var. Milletin introsunu afrikleyip Fatih Kadir Akın: Fok net pismam. vigo: Oradaki logoyu mogoyu bir şekilde işte o da şey gibi oradaki şey fontlar müsaitse mesela THB The Hacker Boys. Fatih Kadir Akın: O da bir challenge değil mi? Yani o da çok kolay bir şey değildir diye tahmin ediyorum. vigo: Ya challenge ama lame bir şey yani hani o şöyle bir kavram vardı komorda. ssg: Evet tabi bir tane hexeditör kullanıyorsun ne bileyim içindeki şeyleri değiştiriyorsun falan da yani evet daha kolay yapması intro yapmak vigo: İşte, millet... Yani şey, oradaki o teknik efekti yapmıyorsun ama işte scroll'ları buluyorsun. Müziki değiştirebiliyorsan değiştiriyorsun. Bir de illegal opcode diye bir şey var makinedilinde. Yani rutinleri de anlayamıyorsun böyle. şeyleri çözmen lazım. O illegal opcode'larda rutin nereye jump ediyor falan çözemiyorsun. Bizim böyle grubumuz vardı abi. Bizim grupta da bir de amigacı arkadaşım var. ssg: Evet. Fatih Kadir Akın: Bir reverse ediyordunuz yani. Şu anki adıyla reverse ediyordunuz yani. ssg: Ya bugün şey gibi düşün, bir web sitesini alıyorsun, kopyalıyorsun kodlarını JavaScript, HTML kodlarını ve sadece web sitesini kimin yaptığı, adı ne falan onları değiştirip yayınlıyorsun. Onun gibi bir şey. Hani, lame'liği oradan geliyor aslında. vigo: Amigacıda... Fatih Kadir Akın: Bu arada, arada, bu benim yaptığım bir şey yani. Bu, Wordle Türkçeyi bir şekilde yaptım ben. Ve bundan para kazandım. Çünkü Wordle Türkçeyi derlenmiş JavaScript kodunun içinde, derlenmiş JavaScript kodunun içinde Türkçe klavye yaptım abi. Böyle şey şey. Onu bu arada derlemesini beautify edince çalışma bozuluyordu. O yüzden bildiğin gerçekten böyle şey gibi bytecode... vigo: Ve şöyle bir kavram vardı bak. Söyle. Ben söyleyeceğim, dur bakalım aynı şey mi söyleyeceksin? ssg: Eee tabi. Haa, Fatih Kadir Akın: der gibi ssg: office gate edilmiş kodu editledi. Fatih Kadir Akın: Evet evet, obfuscated kodu editleyerek klavye yaptım abi ve böyle şeydim böyle yani bütün gece onunla uğraştım ve böyle sonra işte yani amacım şeydi bu arada vordel'ın Türkçe'nin hikayesi senden kaynaklanıyor. Sen çok oynuyordun abi ve ben bunu görünce ettim ya Türkçe'sini yapıyorum ben bunu. Sonra ben bunu Türkçe'sini yapıp yayınladım falan patladı vesaire sonra bundle satın aldı falan böyle bir hani gri yalandım iş yani onu söyleyememiştim. vigo: Her şey senin yüzünden abi. Bak şimdi bizim hackerboys'ta bizim amigacı member var. Nick'in nickname demo. Yani ne kadar kreatif bir sesavet. Adamın Nick'i demo. Hani benim Vigo ya, onun da demo. Bir gün geldi dedi ki bize, oğlum dedi bütün Amiga oyunlarının başında dedi, bir grubun dedi reklamı çıkıyor. Zombie boys, zombie boys. Kim lan bu zombie boys dedi. Uyuz olmuş böyle. İşte PK19 soğanlık bilmem ne böyle, scroller'da mektup yazın falan. Biz sonra hackerboys olarak biz de şimdi dükkanlara oyun dağıtmaya gideceğiz ama Şey yok, biz bedavadan veriyoruz yani. İsmimiz yürüsün, biz de bilinelim. Biz bütün intro'lara, scroller'lara sonuna... ...geliyor geliyor, fucking stu, zombie boys. Fucking stu, zombie boys'tan hiç kimseyi tanımıyoruz abi. Şöyle hemen göstereyim bak. Zombie boys'tan kimseyi tanımıyoruz. Tamam mı? Ondan sonra... Ulan böyle... Şöyle şeyler demeye başladılar. Oğlum zombiler... Demin dükkanda zombilerden birileri geldi, sizi soruyorlar falan. Biz böyle Allah diyorlar, artık biz de tanınıyoruz falan. Yani... boys falan. Birisi dedi ki bana bir dükkanda... ssg: Bay bay bay bay bay bay vigo: Bu Zombie Boys'un başında bir herif var. Aynı sana benziyor dedi oğlum. Kardeşin gibi dedi. Senin gibi o da şişko gözlüklü falan bir tip dedi. Allah Allah falan böyle bir bilgi kaldı. Bir gün abi bizim Amiga tarafında grafikar arkadaşımız var. Bu çaktırmadan Zombie Boys'a mektup yazmış. Çok yetenekli bir grafikar. Bizim Max Tolga Meriç. Onu da kulaklar ışınlasın. Bu abi işte çizim bizim logolar mogolar yapmış. Disk etti göndermiş. Hemen bunu gruba almışlar. Bir gün geldi bize dedi ki abi size bir şey söyleyeceğim. Abi ben Zombie Boys'a girdim dedi. Hani sen demin soruyordun ya, rock grupları şeyler. Oğlum ne yaptın sen dedim. Abi çünkü akıllı herif. Zombie Boys'ta kaynak var. Zombie Boys devamlı dünyayla integre. Sıfır, stafflar geliyor abi. Demolar geliyor, oyunlar geliyor, her şey geliyor tamam mı? Bu da acayip süper iyi adam yani. Abi sen bizi bitirdin falan. Bizde bir olay yok abi. Biz Codemode, Amiga tarafında bir şey bilmiyoruz. Böyle moralimiz bozuldu. Bir gün dedi ki bana. Abi dedi ben şimdi iTouch bilgisayara gideceğim, Mecidiyoköy'de. Zombilerin üstü orası dedi. Ben de geleceğim dedim. Fatih Kadir Akın: Evet evet. ssg: Kaynak var. vigo: Oğlum bak gelme döverler falan dedi böyle şey olur olay çıkartma. Yok abi geleceğim ben falan dedim. Beraber gittik Bostancı'dan 128'e mi 124 otobüse bindik gittik Aytaş bilgisayarı içeri girdik. Abi kapıda Mecdeyeköy'de abi içeri girdik bak. Fatih Kadir Akın: Merhaba, bu Ordu Boyutaj, lütfen. O zaman mecid-i ekibin yazılımının ssg: Oooo, fayana. Fatih Kadir Akın: üstü zaten değil mi? Yani Türkiye'de yazılım mecidi ekibi ben onu hatırlıyorum. Türkiye'de yazılımın merkezi mecidi ekibi. vigo: Nasıl? Ya Kadıköy... ssg: Kadıköy'de yazıcı oğludur. vigo: Kadıköy... ssg: de evet, Mecidiyeköy. Beşiktaş'ta da vardı bilgisayardılar yanlış hatırlamak. vigo: Aynen. Mecidiyeköy... Beşiktaş'ta da vardı ama yani... Evet o zaman Beşiktaş'ta da vardı ama yani onların mekanı Aytas bilgisayarmış tamam mı? Abi kapıdan içeri girdim. Gerçekten girdiğim an karşıda bir tip oturuyordu abi. Aynı bana benziyor tamam mı? Ya böyle o an şey gibi oldu. Böyle döndü bana baktı, ben de ona baktım. Yıllar sonra bu kişi bizim turbo Tunç Dindaş. ssg: Evet. Fatih Kadir Akın: Hıhıhıhıhı vigo: Yani o ikimiz de aynı anda şey düşünmüşüz. Ona diyorlar ya, ''Ulan bu hacker boystan biri var, aynı sana benziyor.'' Bana diyorlar, ''Zombie boystan biri var, aynı sana benziyor.'' Ve böyle turbo döndü böyle baktı. Bak hiç tanışmıyoruz hayatımızda. Göz göze geldik. ''Siz bizim gruba niye küfür ediyorsunuz?'' dedi. Tamam mı böyle? Ama böyle hepsi döndü. O an orada efsanevi Mu var. Zombie Boy'sun legend coder'ı. Hâlâ görüşüyoruz. Amerika'daşı Mu'dan New York'da yaşıyor. İşte bizim Jason var o ekipten falan. Böyle şey oldum ben böyle. ''Yok'' dedim abi. Biz dedim... Fatih Kadir Akın: ... vigo: Bizim Amiga Departmanı yapıyordur falan dedim tamam mı? Ben böyle nasıl kıvırıyorum? Böyle salak taktikleri yapıyorum. Yok abi, mok abi falan filan. Oradaki bir arkadaşlar bayağı yükseldi böyle tamam mı? Böyle bayağı beni paketleyecekler orada falan. Ben böyle tırstım. Allah dedim, sıçtık falan diye böyle. grup battle şeyleri. Sonra bende ki yeteneği herhalde hissettiler. Beni de kafaladılar abi. Beni de zombi boysa almışlardı. O gün bugündür işte. Fatih Kadir Akın: Geri çıkayım. ssg: hahahaha Fatih Kadir Akın: Yani sen zombi boy'sa kendini soktun aslında. Buradan onu anlıyorum. Ama diğer arkadaşın, diğer arkadaşın, o grafikler arkadaşın bahanesiyle soktun. Yoksa o girmeseydi sen girmezdin muhtemelen. vigo: Kendimi soktum abi aynen. Ama sonra, bir boştan sonra... Daha doğru şöyle oraya girmese onların üstü falan o adamlara nerede denk geleceğim? Ancak yine biz oyun dağıtırken bir yerde denkeleyeceğiz. Belki daha büyük vukuatlar çıkacaktı falan filan. Ve abi sonra işte grubu değiştirip bronksu falan kurduk. Orada da artık founder şey oldu. Artık güvenilen bir şeye dönüşünce arkadaşlık kalkalı... Fatih Kadir Akın: Zombie boys, hacker boys birleşip Bronx oldu. Doğru mu anladın? vigo: Hayır hacker voice'u ya hacker voice'u grup destek ayıp yani saçma kendi bir oturup sıfırdan yazmış. Tabi tabi. Öyle hacker voice bir şey oldu böyle. ssg: Equie Higher diyebilir miyiz? Equie Higher gibi olur. Fatih Kadir Akın: Ay ay, kural yavrum. vigo: diyebiliriz, diyebiliriz. Turbonun kafa çalıştığı için business wise bakıp olay. Çünkü biz de oyun falan dağıtıyoruz ya, o da şimdi bütün İstanbul'u ele geçireceği için hani adam beni kazanma yoluna gitti hani boşuna bunlar da böyle gazlı götürüyorlar, manyak gibi disket dağıtıyorlar dükkanlara şey olsun diye. İşte abi biz bu esnada bunlarla uğraşırken sizin şeylere gelebilirsek buradan, artifact grup, işte o TAD senler falan nasıl... ssg: Hıhıhıhıhı Evet. Şimdi paralel bir dünyada ne oluyor? Ben de o kısmını anlatayım. Hani sen şeyi anlattın en başını. Türkiye'de Demosii'nin başlangıcı sizsiniz aslında. Sizden önce birileri yok benim bildiğim. Aynen yani Zombie Boy. Zombie Boy'sun da öncesi yok mu? Onun da öncesi vardı. vigo: Evet. Hatta turbo abi, zombi var. Aslında var... Var var, varlar abi. The Metro, bak The Light Force, The Metro Boys falan onlar var, var var. ssg: Met... Tamam öyle birkaç şey var ama sonuçta yani Tunç ve sensin hani şey hani daha eskisi yok hani. Şimdi paralel bir dünyada ben eski şehirdeyim o sırada İstanbul'da değilim bilgisayarım var Amstrad ama o sırada bir bilgisayarcı da çalışıyorum. Ortaokuldayım. Ortaokul yaz tatilinde bilgisayarcı da çalışıyorum işte millete oyun çekiyorum. Oyun kopyalıyorum ve şey onlar da... vigo: Evet evet evet. ssg: O sayede ben de bedava oyun alıyorum. Hani en büyük kazancım o. O dönem, yaz tatilinde 300 tane oyunum olmuştu yani. Orada Commodore'u çok kullanma fırsatım oldu. Ve İstanbul'dan geliyor disketler, takıyorum. İntro'lar var oyunların başında ve ben intro'lara bayılıyorum. Çok güzel müzikleri var. Ben oyunun bir parçası sanıyorum başta bunları. oyun şeyi falan diye ama bakıyorum her... vigo: Evet evet... ssg: Her oyunun başında aynı şeyler var, markalar var. İşte Ikari Talent, Nevileem Hotline falan böyle yabancı gruplar, Fairlight. Hatta Fairlight kaliteli oyunların başında çıkıyordu. Hani onlar daha kaliteli oyunları kırıyorlar. Şimdi ben bunlara hayran kaldım bu ön reklam işine. Hani birileri var ve oyunun başına reklam koyuyorlar. Ne yaptıklarını bilmiyorum. O zaman kırma falan ne onu da bilmiyorum yani. Cracketmek ne demek? vigo: Fairlight, Fairlight, Hotlight. Genesis Projek, Genesis Projek Fire Eagle. ssg: Görüyorum bazen Cracked by bilmem ne yazıyor da ona neyini kırıyorsunuz? Bilmiyorum ki çünkü Türkiye'de orijinal oyun yok ki. Kopya koruma ne bilmiyoruz. Her şeyi korusan yani böyle olunca kırma ne onu da bilmiyoruz ama halbuki olan şey kopya korumalarını kırıp dağıtıyorlar. Yaptıkları o. Disketten Action Replay kartuşla freeze edip işte millete kopyasını çıkarıyorduk. vigo: Oyunları disketten mi kopyalıyordun abi? Yani disketten diskete mi, disketten kasete mi? ssg: O şekilde kopyalıyorduk. Hafızadaki halini ya da bazılarını disketten diskete kopyalayarak falan. Eğer çok dosyalı bir oyunsa, tek dosyalıysa ya da yüklenince bir daha yükleme yapması gerekmiyorsa freeze edip öbür şeye snapshotını kaydediyorduk diskete ya da kasete. Bunları görüyorum, hayır onları izliyordum. Mesela oyunu açmıyordum, intro izliyorum böyle logo dönüyor, ekrandan çıkıyor, geri geliyor. Nasıl bunu bu kadar hızlı yapıyor diyorum yani o logoyu nasıl o kadar hızlı basıyor falan Bir gün taktım şey mesela Bronx logosu geldi Bronx diye devasa bir logo böyle dikey bir logo hatta hatırlıyorum böyle o böyle zıplıyor şey yapıyor falan Nasıl bunu bu kadar büyük logoyu basmışlar başına oyna falan onu düşünüyorum İşte sonra click falan sonradan scroll textleri okumaya başladıkça bunların Türk olduğunu anladım Türk grupları olduğunu Yani şey işte... Fatih Kadir Akın: Bu arada ScrollTex dediğim ne abi ScrollTex kaynak kodunda bir yer mi? ssg: Hayır hayır bu şimdi intro larda mesajları olur kayan yazı aynen. Logo orada dönerken bir yandan reklamlarını yaparlar. Biz süperiz dünyanın en iyi grubuna hoş geldiniz. Size bu oyunu gururla sunarız. Bu arada şu dostlarımıza selam olsun. Bunlara da işte fucking's go to video falan nefret ettiklerini de orada harcarlar falan. vigo: Yok kayan yazar. ssg: Ben sonra bu grup isimlerini takip etmeye başladım. Amstrad'da da çıkmaya başladım. Amstrad'da da mesela Matahari vardı. Bizim Matahari. Aynen. Benim o zaman oyunların başında, Cracked by Matahari falan diye intro'ları çıkardı. Ben bunlara hayranım bu insanlara. Crack olarak ne yaptıklarını hala bilmiyorum o zaman ama ben de intro yazmaya başladım. vigo: Hangi bizim matariye? İnsan olan matariye? Vaaaay olan Mert! ssg: Krek etmiyorum oyunu vigo: Bir soru soracağım. Amstrad spesifik bir soru. Hani Commodore 64'te şey yapıyorsun yani intro önden çıktığı zaman, CPS'e bastığın zaman onu böyle alokate ediyorsun ya aslında oyunu intro boyu kadar Avis'e de başka bir yere koyup, onu üzerine pek edip basınca oyunu DLAB diye tekrar 0800'e Basic Start'a çekiyorsun ya Amstrad'da da öyle bir aklaşım var mı? O tarz bir şey. ssg: Ne? Gerek yoktu Amstrad'da. Amstrad'da introlar çok basit kalıyordu. Öyle relocation'a gerek kalmıyordu. Intro sığıyordu şeyin içine. başa senin oyunu yüklediğin alanla overlap etmiyordu. O yüzden üst üste bilmedikleri için ekstra bir taklatmana gerek kalmıyordu. Commodore'daki introlar tabii daha büyük, daha süslü. Müzikli falan. Amstrad'da müzik falandı. Introlarda hiç görmedim yani. vigo: Ha! süper. ssg: Daha şeydi intro kültürü, geriden geldi Amstrad'da açıkçası. Beni Commodore introları çok daha fazla etkiliyordu. Ama bende bir tek Amstrad var, Mecnun Amstrad'da introlar yazıyorum falan. Crack ne bilmiyorum ama intro yazıyorum böyle. Oyunların başına intro koyuyorum. Mesela bilgisayarcıya oyun götüreceğim, elime oyun geçmiş. Bilgisayarcıya götürüyorum, kendi intro koyuyorum. Kendi yaptığım falan. orada bir... Milletogra... Yok! Bilgisayarcıya götürdüğüm dönem, şimdi Amstrad... vigo: Basic de mi? Basic de mi yazıyordun? Basic mi? SMD falan mı? ssg: Amstrad'da basic artı biraz assembly. Assembly'yi ben kendim öğrenmiştim. Kendi imkanlarımla. Çok süper değildi assembly bildiğim z80 assembly. Ufak tefek şeyler yazabiliyordum. Intro'larım da var. Z80 assembly ile tamamen yazdım. Ama intro dediğim işte bir grafiği basıyor. Ekrana raster efektleri basıyor. Renkli renkli, cıyır cıyır falan. Bundan ibaret şeyler. Çok basit şeyler. Öyle scroll'lu mu scroll'lu bir şeyler Amstrad'da assembly ile yapmamıştım. O kadar gelişmemiş desem bilgim. Neyse sonra PC'ye geçtim arada. disketlerini bilgisayarcılara götürüyorum falan. O bilgisayarcılardan birinde şey yaptığım programları yazılımları da götürdüğüm bir çocuk vardı. Faruk adında. Faruk Şentunluğlu. Ona şey demiştim bak bunu şifreledim işte hani bunu değiştiremezsin. Çünkü o zaman yazılım değiştirme çok büyük olay. Hani işte şey yapıyordum. kompres ediyorum. LZ-EXE diye bir tool var PC'de. onunla şey... Onu yazan adam da şey bu arada FFmpeg, QM'ı gibi toolların yazar. Fabrice Bellart. vigo: Amiga'nın LZX'i LHA'yı falan yapan herif değil mi? Muhtemelen o. ssg: Dilek, lehâyı yapan bir Japon, leze egzeyi yapan bir Fransız, Fabrice Bellart diye. Kiemu, FF Mpec gibi bugün inanılmaz popüler tulları yazan adam aynı zamanda. O dönem o tulu popülerdi. vigo: Aa, Leziks? Hıh! Geçen gün belgeseli çıktı onun ya. O adamın... Adamla röportaj... YouTube'da seyrettim ya. FFM bir gün hikayesi anlatıyordu. ssg: Tabi tabi efsane adamdır. John Carmack, software'ın bu duumu yapan ekibin hani başındaki eleman o bile geçen tweet atmış şey diye işte çok saygı, en saygı duyduğum yazılımcı falan diye. Neyse ben bununla benim kodu şey yapıyorum, sıkıştırıyorum minyumla falan. Nasılsa değiştiremezler. Çünkü değiştirince tekstleri bozuluyor yapamazlar. Faruk bana dedi ki benim abiler var onlar bunları Kırar dedi, değiştirir. Ben de hayır olmaz falan iddialaştık Faruk'la. Tamam sen bana ver bu disketi ben yarın sana kırılmış halini getireceğim dedi. Gitti hakikaten ertesi gün kırılmış halini getirdi. Benim beynim patladı. Nasıl yaptın bunu? Yani o dönem o tür şeylere aklı vermiyor. Yani daha lise 1'de falanım yani o zaman. Dedim beni tanıştır abilerime. İşte şey yaptık. vigo: O. ssg: Onların da bir bilgisayarcısı varmış. Gensis adında oraya gittim. Gensis'te İbrahim Yılmaz adında bir coder ve yazılımcı. yapmış bu işi. Sonra da Ibo'ya dönüştü bende. Tabi tanıştıktan sonra samimi olduk. Ibo kırmış dedim bana bunu anlat nasıl yapıyorsun? Yani nasıl kırıyorsun bir şeyi? Hani nasıl bir şey yapıyorsun? Önümde gösterdi açtı şeyi Turbo Debugger'ı. PC'de. İşte bak şöyle, işte assembly'den içine giriyorum. Bak decompress etmesini bekliyorum. Sonra decompress olması bitince breakpoint koyuyorum olduğu yere. Decompress edilmiş halini dosyaya yazıyorum. Bir de sonra şey yapıyorum. Relocation table'ını düzeltiyorum falan. Bunları da basit şeymiş gibi söylüyor ama benim de hakikaten basit gibi yapıyor. O kadar hızlı ve seri yapıyor ki, o kadar alışmış ki. Beynim, beynim patladı. Ben ondan sonra sürekli Genshin'sle takılmaya başladım. Bu adamlar inanılmaz adamlar. Her şeyi yapıyorlar. şeydi mesela o dönem bilgisayardan kontrol edilen tape'leri vardı. Müzik dinlerken ileri sarıyordu. Bilgisayardan bir tuşa basıp, ileri sarıyordu sonraki müziğe geçsin falan diye. Bunları yapan tiplerdi. Orada benim yazılım bilgim çok gelişti. Kırma gibi şeyleri de oradan aşina oldum. Yani reverse engineering falan orda öğrendim hepsini tekniklerini vesaire. vigo: Piyano. ssg: Sonra bu işi yapmaya da başladı. Kırma işi. O zaman çünkü insanlar bize geliyordu. Yazılım kırar mısınız? Şunu yapar mısınız falan diye. Hatta en meşhur şeydir. Eskişehir'in o dönem en meşhur kebap salonunun sahibi bir gün geldi. Dedi ki... Bende bir Kur'an yazılımı var. Bunu kırar mısın? Benim için o kadar... Karışıklık... vigo: Allah'ım ya! ssg: Karışık duyguların içine girdim ki. Günah mıdır acaba falan. böyle şey... Geldi oturduk 5 dakikada kırdım yazılımı. Ben o arada anlattım ama ya ben bunu şeyden istiyorum. Benim eski bilgisayarım 5 çeyrek disketli sürücülüydü. Anahtar disketi. O şekildeydi 5 çeyrekti. Ben şimdi 3,5 sürücülü başka makineye geçtim. Onu kullanamıyorum artık o yüzden. Kendince onun da... masum bir sebebi varmış. Hani şeyden değil hani ben bunu alırım satarım diye değil. Aynen yani ama başta bir Kur'an Kur'an kırar mısın dedi ya Kur'an'ı da Kur'an'ın şifresini çözdüm diyebilecek insanlardan biri yani. Şey onu kırdım falan dedim bir kopyasını ben alabilir miyim falan bendedir Dursun falan tamam ama dağıtmazsan sevindim falan dedi. Üzgün bir adamdı yani şey neyse onu kırdım ona verdim. Sonra o Kur'an yazılımını anneme götürmüştüm hani bak vigo: He dağıtacağım dedik evet. ssg: Bilgisayarda Kur'an da var. Annem bilgisayardan çok şey yapmazdı, anlamazdı, sevmezdi falan. Bak gel oku bak, burada Kur'an var falan. O çok hoşuna gitmişti. böyle şeyler de var diye. Neyse, o dönem işte böyle hani kırma işi yapıyorduk yani. Kırmalar falan. Bazı cracklerin başına da intro da koyuyorduk. Onları da yapıyorduk. Ve bir noktada olay şey geldi. Türkiye'ye internet geldi. İnternet gelince biz... Evet. vigo: Bir şey soracağım. İnternetten önce mesela Commodore'daki gibi, Amiga'daki gibi PC dünyası, ben hiç PC'ci olmadığım için yani o manada böyle crack grupları, yani Zombie Boys, Bronx bilmem ne gibi böyle başka böyle kendi aranızda gruplar olayları var mıdır release'ciler falan PC şeyinde? ssg: Yok, bireyseldi. Cracked by SSG şekline gidiyordu. Ben ona bir grup ya da uydurmuştum kendi cracklerimi de aslında şey sırf zengin görünsün diye bir grup var arkasında falan diye görürsün diye. Yoksa şey değil arkada kimse yok, ben yapıyorum hepsini. Şöyle grup olayı bence şeyden oldu. Millet introları yazıyor ama bir kişinin yapabildiği sınırları. Adam müzik besteleyemiyor, grafik çizemiyor. vigo: Hıhıhıhıhı ssg: Tabii bazı istisnaları var mesela Kadem ve hem süper grafikli, süper kodlayan bir adam. Ama işte grupla daha güzel intro yapabiliyorsun. Yani grup senin yaptığın işin güzelliğini katlıyor ya, o rekabette adam gruba meylediyor o yüzden. Grup olursak daha süper şeyler yaparız. Yani o zaman herkes iyice dibi düşer herkesin yaptığımız işi falan. Bence rekabet tetikledi gruplaşmayı. Grup olmak daha vantajlı her zaman çünkü. vigo: Ya o... O nevi şansına münaseb... Fatih Kadir Akın: Güzel. Abi bir de şey var, yapın arasında geçirdin de mesela şey diyorsun ya işte müzik bestelemeye falan diyorsun aslında orada bir de görüntü haricinde bir de müzikle dönüyor ya arkada. O da başka bir kat yani hani görüntü var, görüntüde bir şov yapıyordun. Bir de arkada müzik çalıyor abi bir de böyle bir hatta... ssg: Tabii tabii. Tabii ki. Bir de 8 bit bilgisayar dönemi, müzik yazılımıyla yaptığın bir şey değil, kodu yazıyorsun yine. Müzik çalan kodu yazan adam bu. Yani yine kodcu, müzik çalan yazılımı kodluyor. O da acayip bir dönem. O dönem müzik yapanlara ekstra saygı alır. vigo: Aynen. Evet. Her müzisyenin kendi player'ları var. Yani atıyorum müzisyen var, JCH onun kendi player'ı var. Onun editörü kendi editörü. Yani şey gibi dediği gibi böyle bir şey değil. öyle müzik bir MP3 player'ı gibi adam bir tool da yapıp da al MP3'ü player gibi olmuyor yani şey. Sonra Amiga'da bir tık daha kolaydı işte. Pro Tracker falan diye bir tracker programı vardı, 4 kanal vesaire. Onun player'ı mileride vardı open source gibi. Commodore'da çok daha zordu. ssg: Evet. Evet. Doğru. Evet yani o bayağı konuyu ilerletti gerçekten. Yine de evet yani müzik olayı da ayrı bir konu. Bizim aslında demo grubumuzun çıkış hikayesi de onunla paralel. Şimdi biz internet geldi Türkiye'ye. Yıl doksan yedi. İnternet şöyle geldi bir de. Vedava internet o dönem. 822'li hatlar var. 822'li hatlardan ararsan hiç sana telefon faturası gelmiyor. Bu inanılmaz bir şey. Çünkü telefon çok pahalı telefonla bir yeri aramak o dönem. Eğer internet aboneliğin varsa geri kalan telefon öcürzeti ödemiyorsun. Ama şöyle oluyordu, biz aramızda internet aboneliği bilgilerini paylaşıyorduk. Mesela İhlasnet'te kullanıcı adı Bülent Ersoy, şifresi Bülent Ersoy olan hesap vardı. O da kullanarak... İhlas Net üzerinden girmişliğimiz var internete ya da nereden olursa Rox Net vardı o dönem. Super Online de vardı sanırım. Fatih Kadir Akın: Bu arada yazık açıdınız mı abi internetin? 56K değil mi? 56K bir sonraki sanırım. ssg: 56K daha sonradı. dönem tabi ne diyeyim 19200'dür 9600'dür hızı yavaştı yani. Yavaş olduğu için de böyle webde çok takılmazdık. Hani internette ya da ne bileyim böyle grafik ağırlıklı falan şeylerle uğraşmak yerine şey yapardık. Giderdik IRC'ye hayır IRC'yle de takılır. IRC dediğinde hani SLAC'ın vigo: BBS Hayatı seyredin. Fatih Kadir Akın: Aynen. ssg: Tamaman text bazıları gibi. vigo: Foto sen Ayersi'yi yakalayamadın mı ya? Bilmiyor musun Ayersi'yi? Fatih Kadir Akın: Yakaladım yakaladım, hayır siye yakaladım ssg: Ya Fatih Kadir Akın: ben. Ben girdiğimde harfi vardı. ssg: IRC hala da var aslında da bir yana insanın haberi yoktur diye ben özellikle söylüyorum. Yoksa siz tabi bilirsiniz. Ben size açıklamıyorum da dinleyen için. Böyle şey yaptık bir gün arkadaşlarla kendimize kanal açalım. Şöyle zurna kanalında takılıyorduk başta. Zurna kanalının hikayesi de işte başta Turks diye bir kanal vardı Fnet'te. Fnet diye bir IRC Net Hörü var hala var. vigo: Evet evet evet. Evet evet zıhna ssg: İşte Otlü de bunun parçasıydı. EFNET'te Turks kanalında bütün Türkler takılırdı. Arada Yunan kullanıcılar gelip basardı kanalı. İşte Yunan bayrağı basıp giderlerdi. Sonra Türkler Hellas kanalını basarlardı. Onlar Türk bayrağı basıp giderlerdi falan böyle şeylerin olduğu dönem. Bir gün Turks kanalında işte şey bir şey dedi. Zurnak kanalında küfür serbest dedi. Aaa ne ilginç. Çünkü hani küfür normalde kikilenme sebebi falan. rahatça küfür etmek ne kadar enteresan falan diye zurna kanalına girdik. Zurna kanalında ben küfür ettim ortaya. Yani birine değil de genel, genel bir herkese yönelik. Kimse bir şey yapmadı, aktı yani yazışma akmaya devam etti. O hal ne ilginçmiş deyip sonra zurna da takılmaya başladı. Daha eğlenceli ortam diye. Sonra zurna çok kalabalıklaştı. Çok kalabalıklaşınca bunun üzerine arkadaşlarla biz kendi kanalımızı açalım dedik. Ve bunun üzerine işte beraber takıldık. krekin yaptığımız, kodlama yaptığımız arkadaşlarla gittik. Coders diye bir kanal açtık. İşte 97 yılında. Coders'da takılırken, Coders'a demosiyinden insanlar gelmeye başladı. Airbug var, Aliens grubundan. İşte analog grubundan gelenler vardı. vigo: Aa kimler geldi abi? Tanıdık var mı acaba? Ha, airbag. ssg: Aslında her gruptan yani Pentagram geldi Bronx'tan mesela işte böyle bir sürü insan yani bir gelince öbür de çağırıyor arkadaşın burada demo seniorlar toplanıyor diye. Orası bir scene buluşması noktası gibi oldu hatta sonra scene tier kanalı açtılar, seniorlar. işte şey kaldı yani Coders'taki muhabbet devam etti. vigo: Bye! ssg: Burada demo-sinin muhabbeti yaptıkça birbirimizle demolar paylaşıyoruz. O dönem PC demoları revajda demoları çıkıyor falan. No Carrier grubundan Disk Spectre gibi kullanıcılar vardı. Onlar da tabii Coders'da takılıyordu. Hatta bana Otostopçun Galaxy rehberini Disk Coders kanalında yolladı DCS Sandler, hani text dosyası halini. Ben öyle kitabı okudum. vigo: A DİSK Vay be! ssg: O vesile oldu. Benim Otostopçun Galaxy rehberiyle tanışmanın hikayesi oldu. diskler falan şey. Spectre, Tron, No Carrier üyeleri dediler ki Demo Scene'i takip ediyoruz madem bu kadar. Onlar kendileri de bir şeyler yapmaya başladılar. Ürün vs. Turkish Demo Scene News adında bir text map çıkaralım. Böyle içine haberler yazalım vs. şeyler. Geyik muhabbeti falan. vigo: Abi süperdi ya. ssg: Bir de işte diyorum ya 97 internet bedava. Akşamdan sabaha internetteyiz o yüzden. Yani gün boyu harcayın. Gün işte işimiz gücümüz var çalışıyoruz belki. Ama sabahlıyorduk yani. Ve sürekli bir şeyler yapalım. Hani onu yapalım bunu yapalım. Çok üretken de geçiyordu. İşte ben o dönem işte Hitnet Hitnet'e bir şeyler yazıyorum. Iersi'de işte bir yandan tool'lar geliştiriyorum. yazılım geliştiriyorum vs. bir yandan milletle muhabbet ediyorum. Öyle bir dönemde çok sık sıkı olduğumuz. TDSM falan böyle demo sinolayı büyüdükçe işte mesela real time grubundan Sensei de coders'a geliyordu. Şey yaptık bir noktada biz kendi arkadaş çevreniz Eskişehir'de benim arkadaş çevren güzel sanatlardan onlarla şey yaptık hadi bir Demo grubu kuralım çünkü onlar çok iyi, çizimde çok iyiler. İşte içlerinden biri çok iyi müzik yapıyor. İşte ben kod yazarım falan. Kod yazan başka bir arkadaş daha var falan beraber yazarız diye düşündük. Böyle şey yaptık. Hadi demo kurduk ve demo grubu kurduk dedik. Artifact'ı öyle kurduk. Sonra ufak tefek tool'lar çıkardık, bir şeyler çıkardık işte. Müzik release'leri yaptık. En sonunda da müzik disk release'i yaptık. Hani grubun son release'i oldu. vigo: PC, PC release değil mi? PC release değil mi? Abi çok iyi ya. ssg: PC release evet, Heretical adında. Öyle bir şey yaptık. O dönemde bana iyi bir meydan okuma oldu çünkü ben... ...intro, mintro, basit basit şeyler yapıyorum ama biraz... ...kendimi hiç efektler konusunda kanırtmamıştım. O kanırtma oldu çünkü su efekti yapmak istedim. Yani mistik böyle bir yuay tasarlamıştık. böyle cehennemin dibinden çıkmış... Organik her tarafından kablolar çıkan falan bir ara verim yapalım demiştik. Ekranı da su gibi olsun. Hani tıklayınca su dalgaları gelirse. Mesela su dalgası nasıl yapılır? Onunla ilgili oturduğum bir döküman okudum bilmem ne falan. Sonra o şekilde yavaş oldu. Dökümandaki formüle kendim bir formüle uydurdum. Onu da yaptım. Öyle çalışmıştı. Ona rağmen hani çok istediğim performans da olmamıştı. O yüzden bir parametreyle çalıştırman gerekiyor. efekti enabler etmek için ama hani öyle şeyler beni zorlamıştı yani. vigo: Sedat peki şey merak ediyorum bunlar şey miydi bunlar yani DOS'tan run edilen demolar mıydı yoksa Windows o zaman kaç vardı 95'te direkt DOS demolar değil mi şey değil yani böyle ssg: DOS DOS O zaman Windows'da demo yok gibi bir şey yani 97 civarı pek Windows'da demo çıktığını hatırlamıyorum çünkü Windows sistemi yavaşlatan bir şey olarak görülüyordu o zaman Hani DOS böyle ham boş tertemiz üzerine hiçbir şey yüklü değil o yüzden performansı daha şey deterministik böyle arkada çalışan şeyler yüzünden yavaşlama yok vesaire ondan dolayı her şey DOS'ta Fatih Kadir Akın: Windows 3.1 mıydı? O 97'deki yoksa daha önceki versiyon muydu? Ben Windows 3.1'de başladım 99'da. Çocuktum o zaman ama... ssg: Windows 9 İşte 95'te Windows 95 çıktı. 95 vardı o zaman. 97 yılında herkes Windows 95 kullanıyordu. 3.1 kullanan kalmamıştı. Çok antika kalmıştı 3.1 o zaman. İşte yani o eskim işte 97'de. Sen 97'i 3.1 mi kullanıyordun? Fatih Kadir Akın: Ben adorum. Ben 3.1 vigo: Sedat, bir de ben şey... Fatih Kadir Akın: Evet. Evet, 99, 90, yok bir dakika pardon. Biz 90, tabii 97'de 3.1 kullanıyorduk. Sonra doğru 95'e geçtik ama böyle arada bir, 1.5 sene falan var galiba. Çünkü ben kaça gidiyordum o zaman. İlkokul 1'e gidiyordum. Tabii 97 falan olması, 96-97 olması lazım. 3.1 oldu. ssg: E tabi şu var yani eski bilgisayarlarda 95 verimsiz çalışıyordu. İnsanlar 3-1'de kalıyordu, kalanlar oluyordu. Yani bilgisayarı yükseltmek gerekiyordu falan. Fatih Kadir Akın: Doğru doğru şimdi hatırladım. 386 vardı. Bizde 386 vardı o zaman işlemci. 3.1 kullanıyorduk. Sonra bir şekilde babam bir yerden 486 buldu ve 95'e geçtik diye hatırlamıyorum ama ne kadar doğru yani çok çocuk olduğum için bundan 30 sene öncesinden bahsediyorum. Muhtemelen o civarda öyle bir şeydi. ssg: Windows 3.1 vigo: Abi şey... ssg: Evet. vigo: Pardon abi söyle. Fatih Kadir Akın: 3 ssg: Windows Fatih Kadir Akın: 1 de şey diyor ssg: 3.1 ilk çıktığında çok heyecanlandırmıştı. Çünkü 386 bilgisayarlarda aynı anda birden fazla uygulama çalıştırabiliyordu. O çok yenilikçi bir şeydi PC için. Amigacılar için öyle değil. Amiga'da zaten olan bir şey. Ama PC'de, mesela biz şey denemiştik ilk, o bilgisayarcı arkadaş Faruk'la, iki floppy diski aynı anda formatlayabilir miyiz diye. vigo: Ö Ö ssg: O sayede süre kazanacağız, vakitten kazanacağız. İki floppy var aynı controller üstünde. Onu denedik, aynı formatı başlattık. Bir onun ışığı yanıyor, bir onun ışığı yanıyor. Aynı sürede bitiriyordu yine. Çünkü sebebi floppy controller aynı anda iki sürücüye erişme izin vermiyor. Oymuş sebebi teknik. Onu da çok sonra öğrendim. O dönem niye olmadığını bilmiyordum. vigo: Abi şeyi soracağım sana, orada DOS modda demo yapıyorsunuz ya mesela, benim mesela PC'de en çok şaşırdığım şey şuydu, komodorda da, Amiga'da grafik adresinin başladığı nokta belli. Yani bir devolopma, mesela ben şeye çok şaşırmıştım, bu DOS demolarında, işte önce şeyi seçiyorsun, sound kartı seçiyorsun, grafik kartı işte, VGA mod falan seçiyorsun, şeyi anlayamamıştım. Ulan bu grafin başlangıç adresi dinamik mi yani? Hani nereden bileceğim ben demoyu yaparken? ekranın sol üst köşesini nasıl ben adresleyeceğim falan diye çok şaşır yani onu hiçbir zaman öğrenememiştim. Yıllar sonra biraz okudum mu okudum ama orayla ilgili bir şeyler nasıl çözmüştünüz o noktada? ssg: Şimdi şöyle, birincisi standart chunky modlarda ekran adresi sabit PC'de aslında. O değişmiyor. Ama demo scene'de, mod X denen, normalde VGA ekran kartının desteklemediği, official olarak ama unofficial olarak, un-dokumented yapıları kullanarak elde edilen ekran modları vardı. Bu modların en büyük faydası, buffering, triple buffering yapmayı kolaylaştırıyordu. Onlarda evet dediğim gibi onun için VGA register'larının dökümanlarına ihtiyacın vardı. Dökumentasyon gerekiyordu. O bilgi kimse de yok. Biz aramızda disket paylaşıyorduk. Ya da kitap fotokopileri. Hani bunları öğrenmek için. Çünkü internet... vigo: Aynen, evet evet evet evet. ssg: Yani internet diye bir şey yok. Olduğu dönem de çok kısıtlı. Aradığını bulmak da çok zor. Hani o tür VGA rejisterlerinin olduğu döküman bir yerde varsa bile o dönem ya yok ya da biz nereden bulacağımızı bilmiyoruz. O yüzden hep elden ele transfer ederek şey yaparak falan kodlamayı öğreniyorduk. Yani şeyde de öyle işte ses kartı programlama. Ses kartı hepsinin programlaması farklıydı. Sound Blaster, Gravis, Ultrasound falan hepsinin Kodlama tekniği değişikti. Hatta Sound Blaster'ın farklı modelleri arasında bile değişiyordu. Grafikte de düzleyeceği modları kullanırsan kolaydı. Hatta Chunky mod en kolaydı. 320x200 256 renk en rahat oydu. Çünkü nereye piksel koyarsan oraya o renk basıyordu. 8 bit renk basıyordu. rahattı. Ben genelde onu kullanıyordum ama Heretical'da mesela mecburen yüksek çözünürlük kullanmamız gerekti. Sebebi Tasarladığımız ara birim 322.200'e sığmıyor. Sırf o yüzden assembly yerine C'de yazmak zorunda kaldım. Çünkü o SVGA özelliklerini kullandıran library vardı. kullandım yani. O library kullanarak şey yapmıştım. Kodlamıştım. Başka türlü kodlama şansım yoktu diye. Öbür türlü çünkü her grafik kartına özel kod yazman gerekiyor bu sefer dediğin gibi. S3'nin kodlaması farklı, Super VGA modeli vardı, Trident'ın ki farklı falan hepsinin farklı kodlaması vardı. vigo: Of şeyi düşünemiyorum yani her kart için kod yani hayvan gibi şişken her ayrı ac... Vay vay vay ssg: Yapanlar vardı Super VJ ama genelde demolar hep VJ'ye yazılır. Yani VJ ile çalışılır. Super VJ isteyen demo pek yoktu. O bizim müzik disk istisna yani. vigo: Vay be. Fatih Kadir Akın: Ben şey geldim ama... Pardon pardon, Vigo devam et. Devam et, devam et. Ben şey... Konuyu şey kaydırmaya çalışıyorum da... da şu Sword Time Sekisörü kullan vigo: Yo yo sen sor ben ondan soracağım. Ya şeyi soracağım. Gelecek ge- ssg: Yani evet vigo: eee so ssg: oralara doğru da geliyor aslında. şöyle ben işte 97'de internet eski şehir falan 98'de İstanbul'a taşındım. Aldım bir iş teklifi sonrası. Bir firewall geliştirme şirketinden hani biz firewall yazacağız. Bizle çalışır mısın? İyi olur dedim. Bana da macera olsun. Atladım İstanbul'a gittim yani. vigo: Ha, efsane. ssg: Öyle hani kalacak bir yerim yok vesaire. Ofiste kartonların üstünde yatıyordum. Başta ilk gittiğim zamanlar o dönem. O da maceralı bir dönem oldu şu açıdan. Şirket hani güzel başladı. Sonra maaşımızı ödeyememe durumuna geldi. Maaş alamadığımız. Dolayısıyla benim kalacak yerimin olmaması dışında karnımın da doyamadı. O yüzden benim boş kola şişelerinin depositosuyla gidip vigo: Evet evet. ssg: Kokoreç aldığım dönemler yani o açıdan büyük imkansızlık ama yazılımı geliştirdik yani bir firewall geliştirmiştik o dönem. Layer 3 firewall o dönem muadili Checkpoint diye bir firewall vardı ona eşdeğerdi işlevselliği. İsrail'i bir firma geliştiriyordu Checkpoint'i. Bizimki de onu. Şimdi başta agresördü. Yani aggressor şimdi İngilizce doğru okuyor. Biz o zaman agresör diyorduk. vigo: hahahahah Adı neydi yazılımın abi? ssg: Agresör de sonra ben bir noktada maaş almama işi devam ettikçe işten ayrıldım bir noktada. Ben işten ayrıldıktan sonra ismi bir ara Mindwall oldu sonra Sagard gibi bir şey oldu sanırım. vigo: Tekstek neydi abi? Hangi dilde geliştirdiniz? SM'de mi yazıyordunuz? C'de mi yazıyordunuz? Ya da ne bileyim... Ha, Delfi'de. ssg: Delphi'de yazıyorduk. Aynen. Ara birim tarafını geliştirmesi çok kolay çünkü Delphi'de. Sadece şey tarafı C'deydi. Birkaç parçası C'deydi. Hatırlamaya çalışayım. Andis driver'ı. Çünkü network paketlerini intercept etmek için bir driver kullanıyor. O C'deydi. Bir de... Bir komponente de C'de yazıyorduk yine. Bir C bilen bir arkadaşımız vardı. da yazıyordu. Murat. Onun da kulakları çınlasın. Asmodeus. İkili arkadaşın. Öyle şey... Eğlenceli zamanlardı tabi yine de. Çünkü genç olunca insana böyle şeyler koymuyor. Karnın açmış işte. Yok bir şeymiş falan. O senin için maceral gibi geliyor. O şey yapmayasın. vigo: Peki ekipteki arkadaşların demo scene var mı? böyle scene, scene-ırlıktan mı? Böyle senin gibi onların da bir background'ı var mıydı? Yani nickleri falan var mı hatırlıyor musun? Yani şey var mı öyle? ssg: Nick'ler hep var. Şimdi Nick var çünkü o dönem herkes IRC'de var. Yani şöyle diyeyim bir gün ofisi ziyarete Ahmet Kaya geldi. Ahmet Kaya'nın Nick'i de Yas Saks yani X ile Yasah yani Kürtçe de Yas Saks Nick ile IRC'de takılıyordu. O bir gün geldi. Ben Ahmet Kaya'yı tanıyorum tabii ama o beni tanımıyor. Geldi bir şirkette bir tek ben varım şeyde çalışma alanında o sırada başka kimse yok geldi. vigo: Hıh Fatih Kadir Akın: Ya sağ ol. ssg: Merhaba nasılsınız dedi. Çok kibar bir şekilde halime atımı sordu falan şaşırdım. Şey gelmiş o da IRC'de takılıyor. IRC'de Aydata, IRC adminleri bizim şirketin kadrosundaydı. Onlarla görüşmeye gelmiş içeri gitti onlarla konuştu falan. şey o da enteresan bir hatraydı. O dönem herkes IRC'de. Yani insanlar IRC'den tanışıyor, IRC'den kız arkadaşı buluyor falan yani sosyallik tamamen IRC üstünden yürüyordu. Sonra ICQ'ya geçti bu. Fatih Kadir Akın: Bugünün, bugünün, bugünün Instagramı, Twitterı falan o zaman IRC idi işte. vigo: Bence Discord ssg: Evet evet, Discord vigo: gibi olabilir belki değil mi? Discord'a daha yakın sanki. Fatih Kadir Akın: Hayır hayır yani şey olarak bak ne bileyim insanların sosyalleştiği ortam şu anda işte birbirine nasıl tweet ya da laf yetiştiriyor ya da ne bileyim başka yerlerde ya da işte falan o zamanki şey IRC benden çocuktum o zaman ama çünkü ben işte babam girme IRC falan filan böyle bize mirç tabi diyor IRC demiyorduk o zaman mirç diyorduk işte mirça girme falan diye böyle hatırlıyorum o muhabbetleri işte çünkü küfürlü konuşmalar oluyormuş işte falan filan çocuğuz ya hani ssg: dolusu. Hıh! Evet. Tabii canım ama yok yani herkes girerdi. Kızlı erkekli bir ortam da vardı bir de şey de değil yani öyle sadece erkeklerin takıldığı bir yerde değildi IRC. Yani herkes giriyordu kızlar da giriyordu. Öyle oradan tanışıyorduk görüşüyorduk falan yani şey evet o IRC'de o dönemin sosyal ortamı doğru diyorsun. İşte ben bu ha oraya geleceğim şimdi bu şey yaptığım dönem. Benim de IRC'den tanıştığım bir kız arkadaşım var o zaman. Kız arkadaşımla şey yapan, hadi bir web sitesi yapalım muhabbeti oldu. O web sitesi yapıyordu zaten kendisi. Beraber ortaklaşa bir şey yapmış olalım diye. Onunla projemiz Sword Times aslında. Böyle mizahi yazılar yazdığımız için de bir siteydi. Times adı da benim çok sevdiğim V40 Set şarkısından geliyor. Sword Times adında. Böyle şey... Orada yazılar yazıyoruz işte mizahi yazılar şunlar bunlar. Site büyüyor bu şekilde. Ziyaretçi almaya başladı falan. Hatta Blue Jean dergisinde tanıtım çıktı yani o dönem o sitenin. şey tasarım ödülü falan aldı. sevilen bir siteydi. How? Sadece biz yazıyorduk. İçerik. Fatih Kadir Akın: Ama sadece siz yazıyorsunuz değil mi abi? Sadece siz yazıyorsunuz. Yani tek taraflı siz yazıyorsunuz, insanlar okuyor. vigo: Şey neydi abi? Teknolojisi neydi abi? ASP, klasik ASP 3.0 falan öyle bir şey mi? Yani o zaman ne vardı? CGI mi? Pearl mi? Ha düz, monel. ssg: HTML sadece HTML düz statik HTML zaten sözlüğün çıkışı da bununla bağlantılı şimdi ne zaman yazı yazsak HTML yazıyoruz oturup ben yani bir tane HTML şablonunu alıyorum kopyalıyorum içindeki makale kısmını değiştiriyorum yapıştırıyorum tasarım mı değişecek işte bu sefer bütün hepsini HTML'lerini değiştirmen gerek o dönem CSS falan da yok Her şeyi inline HTML kodluyorsun. bütün inanılmaz bir amelilik. Bir de bunu sonra FTP ile upload ediyorsun. Bir hata mı çıktı? FTP ile şey yapıyorsun, edit diyorsun tekrar FTP ile upload ediyorsun falan. Öyle inanılmaz yüksek amelilik gerektiren bir iş. ben hani bu tarz yazdığım içeriklere çok daha hızlı yayınlayabileceğim bir şey istiyorum. Bir yandan da işte 97'de, IRC'de bu diskin bana yolladığı, Otostopçun Galaxy Rehberini oku... Ondan önce hit-nette yazdığım yazılarda saçma sapan şeylere bakınızlar veriyorum falan. Kafamda zaten bir bilgi kaynağı koncepti var böyle. Herkesin içinde bir şey yazabildiği bilgi kaynağı koncepti oturmuş yerleşmiş. Bir gün işte yine maaş alamadığım bir günlerden birinde yine takılırken sıkıntıdan şeye öyle oturup bu dur ben bunu yapayım deyip 3 saatte kodlamıştım sözü. 3 saatte yayını aldım. Ama tam olarak o yüzden de Çok çabuk güncellemem gerektiği. Çünkü yaptığım teknolojik tercihler o an yayına almak içindi. Mesela Softcom diğer site de host ediyor o zaman, Sword Times. Softcom şeye izin vermiyor bir şey kurmanın oradaki serverı. Çünkü paylaşımlı server. Herkes tek makinada. Bir bilgisayar var, bütün siteler aynı makinada çalışıyor. Arada hiçbir izolasyon yok. Yani bir son üst dizine geçip... vigo: Hmm... Doğru. ssg: Bir yerlerinin dizilerine müdahale edebildiğin bir dönem yani güvenliğin çok yerlerde oldu. Güvenlik diye bir şey yok. O dönem güvenlik hiç yoktu canım hani birbirimize nük attığımız dönemler internetten düşürdüğümüz dönemler falan yani. Bir database engin kurma şansım yok o makineye. Ne yapacağım? O zaman text dosyasına yazayım geçeyim dedim. Akses de değil direkt text. vigo: Oğlum güvenlik diye bir şey yok. Evet evet evet. ssg: Aksesi bilmiyorum o zaman o şekilde programatik kullanılabildiğini. sonradan Asparagascom'u yapan Detay bana öğretmişti. Detay da demo scene'den detail click. Yani o zaman aksesi de bilmiyorum. Umut, umut. Umut Çelenli. Daha geçen onunla multiplayer oyun oynadık. Slave Inspire 2 oynadık. Çok eğlenceliymiş multiplayer onu denemiş olduk. vigo: Haa. Evet evet evet. Lan çocuğun gerçek adını unuttum ya. Gerçek adı neydi? Ha Umut. Tamam. Umut Celal'in de. Arada ben etkinliklerde falan karşılaşıyordum ama çok zamandır görmedim. Bir 10 sene olmuştur görmeli. ssg: Evet o da sanırım İstanbul'da yaşamıyor şu anda başka yerlerde. Gidip geliyor falan evet o yüzden olabilir. Neyse o dönem akses falan bilmiyorum. Text dosyasına yazıyorum her şeyi. Yazılacak şekilde kodladım. Yani 3 saatte en hızlı nasıl kodlarım text dosyasına yazayım geçeyim ne olacak ki diye. Bu şekilde yaptım. Yayını aldım ve çalıştım. Yani herkes yazılıyor bir şeyler çok güzel. Yani hiçbir sıkıntı yok. vigo: Evet evet galiba ssg: Millet çok sevdi konsepti. Bir sözlülük, ekşi sözlülük. İşte içine istediğini yazabiliyorsun her konuda. Kimse de bir şey demiyor ve kullanıcı girişi kaydı hiçbir şey yok. Direkt yazdığın anında yayına geçiyor. Sen nickini belirtiyorsun ama o nickinin doğru olup olmadığını da bilmiyorsun. Yani sen başka nick girersen o da kabul. Bu şekilde başladı. İkinci ya da üçüncü günde şey oldu. Millet birbirinin adına entry girmeye başladı. Biri öbürünün ikini kullanarak yazıyor falan. Böyle şeyler olunca kullanıcı şifre getirmek gerekli. Öyle sıkıntılar oldu. İşte daha sonra böyle spam yapmaya başlayanlar oldu. O da başka bir arkadaşım, Theo Murat. Theo da ya adam bütün sözlükler gibi düğün başlarına o dönemki kız arkadaşına ilanı aşk ettiği bir şeyler yazdı falan. Böyle yüzlerce başlardı seferde. vigo: Of. ssg: Bu sefer ben onları silmek için ne yapıyorum? FTP ile gidiyorum. İndiriyorum dosyayı, tekst dosyası. Bir tane tekst dosyası. Bütün veri tabanı orada. Sonra onu text editor ile açıyorum. O satırları siliyorum onun eklediği satırları. Geri FTP ile upload ediyorum. Ama sözlüğün trafiği o zaman o kadar az ki. Hani o arada kimse bir şey yazmış olmuyor. Mesela üstüne yazıyorum aslında datayı falan. O kadar ilikel bir durumda. Her şey. Bir noktada bir ara birim yazdım. Silmek için antileri falan. Bir noktada kullanıcı adı şifre vesaire, yönetim ara birimi, giriş sistemi, şu bu derken iş böyle büyüdü yani. Popülerleşti bir de çok sevildi. Yani ben güncelledikçe, yeni özellikler ekledikçe falan millet bayıldı. O şekilde büyüdü, popüler oldu yani. vigo: Peki sonra, share toasting'ten ne yaptınız? Bir internette makine falan nasıl oralar nasıl oldu? Skeletme işleri falan? ssg: Hıhıhıhıhı Haa nasıl oldu? Skeletme işleri iyi dedin. İşte en başta tekst dosyası skeletmeyince aksese geçirdim. Detaya sordun. Detay bana direkt Asparagascom'un kodlarını yolladı. Al buradan bakarak yaparsın diye. Baktım hakikaten nasıl yapmış diye. Haa şöyleymiş şöyleymiş falan. Onu kullanarak ASP'ye geçirdim. Delphi CGI'ydi başta. ASP'de akses kullanat hali getirdim. Haa pardon başta... Yok Delphi CGI'ydi. şeye taşıdım siteyi yeni işe girdi işten ayrıldım başka işe girdim Ticaretnet'te Ticaretnet'teki arkadaşım Magnus Cemöz kaynak o da dedi ki bizde o hız tetsene nasılsa biz kurumsal servis sağlayacağız hani kapasite var şey var falan senin de sitenin doğru düz bir kapasitesi yok ne kadar yük olabilir ki falan dedi bana iyi okey sağ olasın getirdik bir tane DEC alfa bilgisayar vardı DEC alfa Bilgisayarların işlemcisi şey değil, Intel işlemci değil, farklı mimari. O yüzden DELFİS CGI'leri benim Intel X86 egzeleri. Ve bunlar emülasyonla çalışıyor, alfa işlemcilerde. Emülasyonla çalışıyor, süründü site, çöktü, dağıldı. E bunun üstüne ASP'ye geçirmiş. Çünkü ASP Interpreted ve DEC alfa üzerinde de native sürümü var ASP'nin. O şekilde performans problemini çözmüştüm. Bir iki üç yıl sonra bilgi işlem müdürü, Özlem Hanım şey dedi Sedat senin site çok büyüdü. Sen ona bir yer bul. üstüne işte Intel'den sponsorluk alıp server bulup şey yapmıştık. Bir servis sağlayıcı yerleştirmiştik. vigo: Ya Türk ticaret ne de, bugünkü şey gibi diyeyim. Nasıl Amazon AWS'in hani Türkiye'deki bir karşı yani Omo... ssg: Öhö. Ha, şunu söyleyeyim. Türk Ticaret Net değil. Türk Ticaret Net Bursa'da başka bir şirket. Bizimki Ticaret Net. Sadece Ticaret Net. İkisi farklı şirket. Türk Ticaret Net de ISP ne yazık ki. O yüzden isimleri çok karışıyor. Bizimki sonra Tradesoft ile birleşti. Bizimki Ato Holding'in altında bir şirketti. Ato Holding de işte Atayatırım ve Burger King Franchise'e tabgı dağın sahibi olan şirket. vigo: Pardon ticaret Hıh. Eyvallah. ssg: Onun altında bir şirketti bizimki. Orada o şekilde devam etti yıllarca. Sağ olsunlar. O konuda çok şeydiler canım. Millet mesela bu şey dönemi, site hacklendiği dönem hacker ile ilgili yazdıklarımla ilgili hacker avukat tutmuştu. Hacker'ın avukat tutması da komik. Şirketi arıyordu avukatı. Bizim müvekilimiz hakkında böyle şeyler yazıyor falan diyor. Onlar yok. Hiç şey yapmadılar. O konuda geri adım atmadılar. Bana da şey demediler. Al skemi gitse de başımıza belalıyor avukat falan demediler. Çok şeylerdi. Mesela benim yani bu meşhur yoğunluk atlı polis hikayesi de o şirkette olmuştur. Sen biliyor musun Vigo'nu? Ağır. Okey anlatayım. Sen de mi bilmiyorsun? Haa. Okey şimdi ben yıl 2003... vigo: Evet. Abi... Yok, bilmiyorum abi. Fatih Kadir Akın: Bilmiyorum. Fatiha buyur sen. ssg: Biz ticaretine Tradesoft ile birleşmiş Tradesoft olarak şey geliştiriyoruz. Global Trading Platform adında, borsa ve yatırım yönetimi altyapısını geliştiriyoruz. Onun üzerinde geliştirme yaptığımız bir gün ben çalışıyorum. Benim patronum Doğan Bolak geldi dedi ki Sedat seni görmeye polis geldi. senin hakkında bir dava varmış, seni karakola götürmek istiyor ama ben polisi ikna ettim. İfadeni burada alacak. Sen onunla bir görüş." dedi. O iyi, okey. Ben bir anda şeyim yani ne oluyor ya? Hayatımda hiç polisle hiçbir işim olmamış. Yani bugüne kadar, o güne kadar. Tabii şu bey kalbim çarpıyor bilmem ne falan. Neyse şey yaptık. Bir odaya geçtik bilgisayarların olduğu. vigo: Hıh. ssg: Polisi yanımda oturuyor, ben bilgisayar başında. ekşi sözlük nedir? Onu sordu. Çünkü ne bu ekşi sözlük diye sordu bana. Hakkınızda bir şey var, şikayet var, bir dava var. O dava da işte FEM dershanelerinin 2003 yıl. FEM dershaneleri bize dava açmış. Ekşi sözlüğe. O olay. Tek kaybettiğimiz tazminat davası da odur yani. Fatih Kadir Akın: Fransızca yıl kaç koydu? Yıl 5.003 tamam. ssg: Neyse şey, polis işte soruyor bana nedir bu site. Ben de diyorum ki işte ya, ekşis ürünün işte bilgi kaynağı her konuda herkesin içine bir şeyler yazabildiği bir ortam. Böyle diye hani ne kadar huzur ve mariş dolu olduğunu anlatıyorum. Polis de bana dedi ki, tamam ben Yozgatlı'yım aç bakalım Yozgat başlığını ne yazmışlar? Dedem. Ben... vigo: hahahaha Eyvah. Fatih Kadir Akın: hahahaha vigo: Eyo! ssg: Ben açtım Yozgat başlığını. İlk entry. Bu işte, Söylespem Basan arkadaşın yazdığı başka bir entry. Yiyecen tatlıyı sikecen Yozgat'lıyı. İlk entry. Ben direkt bunu görür görmez, polis daha okumaya ekranda ne olduğunu anlamadım. Okumaya fırsat bulmadan ekranı kaydırmaya başladım. Bakın ne kadar çok şey yazılmış. Sayfa sayfa efendim bitmiyor. Bir sürü güzel şey falan diye. vigo: Allah Eyvah eyvah. ssg: Polis şey yaptı baktı, iyi okey falan dedi anlamadı ilk entreni ne olsun neyse ki. şey yaptı gitti polis bento veriyor ondan sonra artık şey orada başladı zaten hani bu entry başımıza dert açabilir anlamında silme gerekçesinin adı götümüze girebilir. vigo: hahahaha ssg: O gerekçeleri falan getirmenin de vesilesi oldu. Ben sonra arkadaşıma mesaj attım. Dedim ki Murat bak polisin önünde bu çıktı karşıma yani. Bunun bir daha çıkmasın bu karşıma falan dedim. Murat da editlemiş entry'yi şey olarak yumulucan tatlıya domalacan yozgatlıya diye değiştirmiş. vigo: Yani çiş dilde kaka derdi rahmetlendiren. Onun gibi bir şey olmuş yani. ssg: Yani Yozgatlı herhalde buna alınmıyor öyle anladım. Öyle o şekilde o konu çözüldü falan. Neyse o sonra davaya dönüşmüş kaybetmişiz falan. Hani onlar sonra da ortaya çıktılar. Yani şey ama hani o yasal süreçlerin başlangıcı da odur. İlk defa polis ile bir işimin olması odur yani. vigo: Peki sonuçta şimdi mesela o noktaya geldiğinizde mesela user sayısı kaç oldu? Hani anladın mı yani şey olarak da hani ne bileyim artık şeyler düşümeye başladın ne bileyim biz bunu nasıl ölçekleyeceğiz falan hani milyonlara gelmiş mi diye de 100 bin kullanıcı günlük trafik ssg: Hıhıhıhıhı Yaağğğğ Fatih Kadir Akın: Ben şeyi çok merak ediyorum abi. Ben şeyi çok merak ediyorum, zannediyorum illa ki başka siteler falan da vardır da Türkiye'de herhalde iki sözlük zamanında böyle hani yüksek trafik neyse çünkü ticaret sitesleri falan filan o zamanlar yoktu yani benim hatırladığım belki varsa da çok az vardır. ssg: Vardı vardı. Biz Ticaret.net'te e-ticaret siteleri de geliştiriyorduk. Vardı. Fatih Kadir Akın: Ama mesela Eki Sözlük kadar ziyaret alıyor muydu? Bilmiyorum belki. Sanki Eki Sözlük daha çok ziyaret alıyordur gibi bir özellik var benim. ssg: Tabii canım. yok. vigo: Ööööö ssg: Şöyle iki sözlülük, iki yıllarında iki sözlülük o kadar ziyaret almıyordu. Ama çok popüler oldu. Nasıl popüler oldu? Birincisi işte bu Blue Jean dergisinde bir çıktı. Ondan sonra Arda Uskan, rahmetli Arda Uskan bir köşe yazısı yazdı. Melih Gökçek'ten Lolita'ya başlıklı gibi bir şey. Böyle... Eki sözlü anlatan, yani ne kadar etkilendiğini söyleyen, gençler burada bir şeyler yapıyorlar ve inanılmaz güzel her konuda gençlerin görüşlerini görebildiğiniz bir yer. Perspektifiyle bir köşe yazısı yazdı, sonra bir anda kullanıcısı sayısı fırladı. Gazetede yayınlanınca bu yazı. Ve öyle bir noktaya geldi ki, talep çok artınca, normalde kaydı olmak falan herkesin yapabildiği bir şeydi, ben kayıtları durdurdum. Yani şu anda yeni kayıt almıyoruz, bu şekilde devam edeceğiz kendi aramızda bir süre. Tahminim 1500 kişi falandır. Aa işte 1500 aktif kişi olunca... 1500 kişi olduğunu tahmin ediyorum. Şey yaptım, durdurdum yani üyeliği. Ben durdurunca talepler o kadar arttı ki. Çünkü millet şey diye düşündü. Burası underground bir yer. vigo: Kaç kişiydi o an hatırlıyor musun? Kabaca kaç kişi? Yüzür sesi kaçtı? ssg: Oraya asla giremiyorsun, oraya sadece çok özel insanlar girebiliyor gibi bir algı oluştu. Halbuki niyetim o değil. Ama bu algı oluşunca popülerliği öyle tavan yaptı ki. Yani bu onu besledi aslında biraz. Fatih Kadir Akın: Evet. vigo: Ünlüler falan da geldi değil mi? Celebritiler, sanatçılar, herkes. Fatih Kadir Akın: Ne oldu ki abi? Yazar olabilmek hala bir şey ya. Hala bile... Şu anda bile muhabbeti var. İşte eksik özlük yazarı mısın diye soruyorlar mesela. o bir şey gibi. Ne derler? Bir şey yani, bir vasıf. Bir vasıf var ya. ssg: Bir Evet. vigo: Bir title işte. ssg: Ya bir dönem şeyi biliyorum, yoktur muhtemelen de o dönem millet CV'sine yazıyordu. Sözlük yazarı. Hobbileri, sözlük yazarı falan diye şeyler vardı. Evet doğru. Evet, evet doğru. Onlar çok güzeldi. Dikkat şahan çıkabilir, programın hastasıyım bu arada. vigo: Şahan'ın şey vardı ya, asabiyim, bilmem neyim, ekşi sözlük yazarayım falan diye. Onun bir dikkat Şahan Çıkaver'de vardı, öyle şey vardı. Abi efsaneydi, süperdi ya valla. ssg: Şahan'ın en iyi işleri onlardır bence hani sonraki filmlerini o kadar sevmedim. Fatih Kadir Akın: Sizi mutlu edin. vigo: Cinci Hoca vardı ya Cem Yılmaz ile beraber. Hocam ben diyor çıkarken diyor... ssg: Of efsane. hala arkadaşlarla konuşurken terli çıkarımı merak etme diyoruz Korkma terli çıkarımı korkma. vigo: Aynen, merak etme. Bir de her çıktıktan sonra bir tane bana bir dal şey ver, söylemeyim, korkma. Evet, korkma. Günay Hoca. Günay Hoca. Bir tane getir bana, ben şey indirdim. Çok iyiydi ya. Arada canım sıkıldığı zaman şey yapıyorum. Sonra bu 1500'lardan sayı uçtu uçtu. Sonra tabii bir noktada teknoloji değişimi ya da sunucular falan orada nasıl bir yani o geçişte nasıl bir şey oldu? ssg: Bir sigara yakarım muhakkak. Çok güzel. Evet evet. Efsane. Uçtu tabi yani artık. Fatih Kadir Akın: Ben de şu anki videolarımı gerçekten merak ediyorum. İki sözlük şu anda herhalde bambaşka bir şey ilk çıktığı ile hiç alakası olmayan yine tahmin, yine de aynı şeydir. ssg: Eee tabii, tabii şöyle oldu olay. ben arada Microsoft'a çalışmaya gittim. Microsoft'a 5 yıl çalıştım. Yurtdışındayım o sırada. X-Sözlük ile ilgilenemiyorum. X-Sözlük boşta duruyor. Ama ondan önce X-Sözlük'ten tabii hani kendini geçindirsin diye para kazanma çabalarım oldu. Mesela Amazon Afiliyet programına kaydettim X-Sözlüğü 2001 yılında. 2001 başında bütün X-Sözlük'teki açılmış başlıkları tasnif ettim. Bu kitaptır, bu kişidir, bu müzik, CD'si, albümdür, şarkıdır. Ve hepsine özelliğin koydum. Bu kitabı şuradan alabilirsiniz diye Amazon'a yönlendiren. Ve bunu yaptım, bayağı özendim buna. Çünkü istiyorum ki sitenin çalışmasını hiç bozmadan, insanları da mutlu edecek bir entegrasyon yapayım. Site bunun üstünden para kazansın. F.L.A. linkleri ilk yapanlardan biri mi? Neyse bunu yaptım bir yıl çalıştı. Bir yıl boyunca her fistı kıladım kıladım. Kazandığım para 11 dolardı. 11 Yani ona harcadım vaktin zerresini geri telafi etmedi. Anladım ki afiliyet linkten bir şey olmuyor. Sonra 2003 yılında daha ben Microsoft'a gitmeden önce Ford bir günlük bir reklam verdi 500 dolara. vigo: Bay bay. ssg: Bir günlük reklam. Ulan dedim demek ki olay reklammış. Yani bütün şey bu. Getirisi çok yüksek diğer bütün iş modellerine göre. Millet niye reklama abanıyor oradan anlıyor. vigo: Of. Ya bir de şey de olabilir mi abi? Abi bir de şu da olabilir mi? O günün şartlarında sen şimdi Amazon linki veriyorsun ya o dönemde Türkiye'deki bir adamın Amazon.com'a girecek de satın alacak da tıklayacak da falan belki onlar zor olabilir miydi hani şey açısından şimdi bugün Amazon Türkiye Amazon.com.tr var bilmem ne var belki şu an Amazon'dan bir şey almak çok kolay ama o dönemde belki zor olabilir yani millet belki tık... ssg: E tabi yani tabi doğru diyorsun yani o da var muhakkak hani insanlar kitabı kitap evinden alıyordu o dönem. Amazon'dan almıyordu. CD'sini müzik mağazasından alıyordu falan. Doğru diyorsun o da var muhakkak. Bir de şu da var ama yani o dönem hani bana 500 dolar manyak para o gün ama o gün ben bu işi onayladım. Sonra aracı olan çocuk bana dedi ki Ford ile aracın içini yapan çok az bu para onu söyleyeyim dedi yani bu bir günlük reklam için. vigo: Tabii. Çok pahalı bir şeydi Amazon'la almak. Tabii. Fatih Kadir Akın: Ne oldu? ssg: inanılmaz az bir para istedin dedi bana benim istediğim para oydu yani söyledim bu olsun o zaman uçuk bir şey söyledi benim için uçuk 5 bin desem olacak yani öyle değil mi evet rahat hani öyle bir şey hani bugün zaten daha da yüksek o dönem sözlüğün trafiği o kadar yüksek de değildi ama hani şeyi anlama açısından söylüyorum hani ne kadar reklam getirisi yüksek bir şey olabilir o yüzden vigo: Sen belki 5 bin bin dolar desen belki Evet evet. ssg: Her şeyin kötüye gitme sebebi de o aslında. Çünkü alternatif iş modellerini hiçbir şekilde oturtamadık benzer kazanç seviyelerinde. O yüzden herkes reklam alabiliyor. yapacak bir şey yok. Böyle yani işte işin hani büyüme kısmı da buradan geldi. İşte sonra dediğim gibi Intel'den sponsorluk kapsamında bir sunucu aldık. O sunucudan ne verim aldık belli değil. Yani 15 yıl falan ayakta kaldı o sunucu ve kullandık aktif olarak. vigo: Doğru. ssg: Zaman içinde işte sunucuların sayısı arttı. Veri tabanıyla webi ayırdık mesela. Dinle, devlet işlerini ayırır gibi. Eskiden tek makinedeydi hepsi ve aslında bir avantajı da oluyordu. IPC ile iletişim kuruyordu TCP yerine. IPC bir tık daha hızlıydı. CPU yükü daha hızlı falan. Neyse ayırdık TCP ile veri tabanıyla konuşmaya başladı. Daha sonra birkaç server geldi falan. Şu anki texte ki bildiğim kadarıyla hani şu an aktif olarak alt yapıyı çok yakından bilmiyorum ama bildiğim kadarıyla işte load balancer'lar, web server'ları, cache server'ları, database'ler, birden fazla database instance işte sharded, clustered database'ler, replicated database'ler şeklinde bir yapı var ama şey değil cloud değil mesela. Niye cloud değil? Bu Microsoft bir dönem herkesi Azure'a geçirmeye çalışıyordu. O dönem bize de teklifle Ekstrojyon geçirme işlemlerini biz yapalım. Size de %50 indirim yapalım diye bir teklifle geldiler. Hesapladık yine daha pahalıya çıkıyordu o hali bile. Yani o yüzden bu şekilde hani devam etmeye karar vermiştik yani bundan 15 yıl önce falan. Hıhıhıhıhı vigo: Atabezin size tahminen abi böyle petabyte'lar falan seviyesinde midir yani böyle ssg: Yok canım ne petabyte yok ya text database ya text database o kadar büyümüyor. Şimdi görsel özelliği geldi görsel database boyunu bilmiyorum ama yani sözlük terabyte tır en fazla öyle diyor. Yani terabyte geçmiyorlar. Yani milyonlarca entry ama bunlar hepsi kısa text metin öyle düşün öyle hesapla. vigo: Anı-yani- Vay be! Fatih Kadir Akın: Hadi görüşürüz. vigo: Doğru. ssg: Görsel kısmı büyük olabilir. Ona bakmadım. Görsel yükleme geldi sözle yıllar önce. belki şeydir onlar daha fazla yer bile kaplıyor olabilir yani. vigo: Ya Fatih Kadir Akın: Kabaca günlük trafik ne abi? Merak ediyorum şu anki. Yani biliyor musun bilmiyorum da. vigo: Ya ssg: Son baktığımda ziyaret değil page view sayısı günlük 10 milyon falandı. Son baktığımda öyle bir şeydi. vigo: çok iyi çok ya abi çok iyi ya çok çok hayvan gibi ya vay be ssg: Evet. Yani şöyle, biliyorsunuz 2023'de kapatıldı, bir senede kapalı kaldı. Kapatılmadan önce çok daha yüksekti trafiği. kapatılması onun SEO'suna zarar verdi. Ve o SEO'yu toparlayamadı. Yani SEO'dan gelen trafikçi değil, trafikti. O yüzden şu anda eski en yüksek trafiğinde değil, buna rağmen en popüler ikinci Türk sitesi bildiğim kadarıyla dünyadaki. trend yoldan sonra trend yolu en popüleriydi. Önceden birinciydi. Fatih Kadir Akın: Evet evet. vigo: Bir daha bir Fatih Kadir Akın: Ama jandara vigo: sesini... Fatih Kadir Akın: gibi düşünürsen birinci yani sosyal mecra gibi düşünürsen birinci yani. vigo: Evet evet. Yok ki ssg: Ha tabi yani vigo: başka zaten. ssg: bir Türk sosyal mecrası olarak rakibi yok canım yani o açıdan tabi en popüleri dünyadaki. Dünyada da 250. en popüler site falandı yani hani uzunca bir süre. Evet. Fatih Kadir Akın: Bir de şey çok enteresan. Ama o da çok iyi. Ya mesela ben yabancı arkadaşlara falan ekip sözlükten bahsedince böyle biraz şeyle karşılaştık. Urban Dictionary ile falan yakınlaştırıyorlar ama çok da değil yani hani çok benzemiyor ama. Onlara çok değişik geliyor. Bizde farklı bir kültüre dönüşmüş durumda ekip sözlük. O da enteresan ya o da hoşuma gidiyor bir yandan. ssg: Hıh vigo: Bir sürü klonları çıktı, bir sürü de klonu çıktı yani şey olarak aynı mantıkta ama hiçbir tanesi eks sözlük olamadı ama tonlarca böyle sözlük şeyleri gördüm ben. ssg: Evet. Fatih Kadir Akın: tabi tabi bana şey sorular diye bana gelenler vardı abi sözlük scripti yazabiliyor musun diye yani eskiden bir hani şey isteyen talim eden olmuştu hani yapmaya çalıştık tabi tabi öyle bir şey var ssg: Tabii canım. Sözlük sitesi yapılır. Doğru öyle bir şey var. Zaten vigo: Pek ya! ssg: Sözlük Spot projesinin çıkışı da o sanırım. İnci Sözlük'ün çıktığı Sözlük Spot diye bir site var. Kendi sözlüğünü yarattığın ortam. Sen sitene isim veriyorsun, şey veriyorsun. Ve o da sana senin markanda bir sözlük yaratıyor. Sözlük sitesi. Sen yönetiyorsun o sözlüğü. Yani Sözlük as a Service. vigo: Evet evet. Sağas olarak sözlük. ssg: Yapmışlar arkadaşlar. O da Uludağ Sözlüğün kurucusuyla yapılmıştı sanırım o projeye. İnci Sözlük oradan çıkmıştı mesela. vigo: Evet evet, salas yapmışlar aynen. Fatih Kadir Akın: Evet. Ben onu bilmiyordum, vigo: Bir de siz için. ssg: Evet ilk adresi inci.sözlükspot.com'du yanlış hatırlamıyorum. vigo: Abi bir de şey de yok değil mi? Siz normal şartlarda mesela eksi sözlüğün bu kadar... Hani eksi sözlüğü bir yerlerde ne bileyim Google'a reklam verme ya da bir yerlerde böyle bir SEO marketing falan gibi bir şey yaptınız mı şey olarak? Yani bu böyle aslında kendi kendine değil mi? ssg: Yok, yok hiç yapmadık. Hiç yapmadık. Bunun tek bir istisnası var. Bir ara bir reklam satışı için bir arkadaşla çalışıyordum. O arkadaş bir barter yapmış. Reklam karşılığı reklam satışı. Neyse bilmiyorum. Bir kere oldu bu. Onu da şöyle değerlendirdik o yüzden. Bu reklam alanı Ekstralik tarafından kaldırılmıştır diye bir banner koyduk. Böyle bir şey yani. Tek istisnası reklam yapma konusundayız sizin. Hiç bugüne kadar reklam yapmadı, gerek de olmadı. Site kendini reklamını yapıyordu zaten. vigo: Vay be! Peki abi! Hafiften sona doğru da yaklaşıyoruz. Bir buçuk saati yine laf lafı açtık. Bizim açımızdan sabaha kadar, sananın içinde akşama kadar konuşabilecek bir şeyimiz var aramızdaki parktan. Şu anda neler yapıyorsun abi? Yani development'la devam ediyor musun? Yani bir şeyler kendin böyle side projectler ya da ne bileyim böyle bir şeyler var mı ya da ne bileyim şu dille öğrenme... Bir de şeyde unuttuk esas son olarak bir de unutmadan şeyden bahsedelim. Senin geçtiğimiz yıllarda çıkan efsane bir kitabın var. ssg: Evet evet. vigo: Hatta şeyi de söylemeyi unuttum. Seni de bir noktada çok kıskandım abi. İsim on numara bir isim. o kadar bundan daha iyi güzel ifade edilemezdi bence. Street Coder. Yani çünkü ben de kendi adıma Street Coder bir adamım. Alaylı bir programcıyım. Yani bir işin okulunu okumadım. Hani klasik bir Twitter'da falan görüyorsundur hani Alaylılar Tukaka mühendislik falan. Hani ben kendimi, kendimi hiçbir zaman ssg: Eyvallah. vigo: Ben hani şey açısından bir üniversite mezunum yok ama ben bilgisayar programcısıyım diye kendimi hep tarif ediyorum. Ve o street coder'ı gördüğümde ulan dedim, abi on numara isim bulmuş. Ulan nasıl benim aklıma gelmedi? Ben bunu nasıl kaçırdım dedim. Yani harika bir isim bulmuşsun abi, süper bir isim bulmuşsun. Nasıl gidiyor kitap şeyi? ssg: Hahaha, salz. Sağ olasın, teşekkür ederim. Kitap artık duruldu çünkü 2022'de çıkmıştı zaten orijinal İngilizcesi. 4 yıl oldu çıkalı. Artık satışları duruldu ama çıktığı dönem ve sonrasında çok iyi sattı. Yani bu bir kitabın normal bir girişatı. Şöyle diyeyim ilk çıktığı sene Manning Publications'ın yayıncı şirketin best seller'ına girdi. Print best seller'larından biri oldu. Yani o açıdan çok dile çevrildi. Yani Türkçe'ye zaten çevrildi. Sokak kodusu adında. Hala teknoloji kategorisi Amazon'da birinci sıradaydı. evet, evet. Doğrudur. vigo: Evet. Çok iyi abi, süper. Fatih Kadir Akın: Anlamadım Serdar çevirdi değil mi abi onu? Yanlış mı hatırlıyorum? Serdar Cefer, Serdar Cefer çevirmiş ol ssg: Evet, Serdar Cevher çevirdi. Ve çok güzel iş çıkardı. Çeviri de çok beğeniyor okuyanlar. Ve insanlara hitap ediyor olması da çok hoşuma gidiyor. Hâlâ kitapla ilgili övgü yazanlar var. Hani oraya buraya yorumlar yazan var. Çok mutlu oluyorum. Zaten hani bir kitap yazmanın da en büyük yetişi o aslında. Hani insanlara yardımcı olmuş olmanın, onlara yol göstermiş olmanın tatmini. Türkçe dışında Japonca, Rusça, Çince, Korece... Bu dillere çevrildi. Bütün o dillerde kopyaları da bende var şimdi. Öyle şey güzel güzel yani iyi bir proje oldu. Yayın geçenlerde hani bunun second edition'ını yapmak ister misin diye benimle bir konuştular ama ona pek sıcak bakmadım çünkü yeni ne var üzerinden yapılıyor ve yeni şey AI ya. Ve AI üzerinde hani kitap yazabilecek bir hakimiyetim yok. vigo: Abi çok güzel ya. ssg: EY'ye iş yaptırmak başka bir şey ama EY'ye üstüne kitap yazmak ayrı bir şey. O yüzden onu şimdilik düşünmediğimi söyledim. Ama bilmiyorum. bir talep malep çıkarsa bir şey olursa belki tekrar ziyaret edebileceğim bir proje olur. vigo: Fatih o zaman hemen şifreyi söylüyorum. SSG2026. Bunu söyleyen iki tane dinleyicimize streetcoder'ı imzalatabilir miyiz bilmiyorum ama biz yani hediye edip göndereceğiz. İmzalamış gibi varsayabilirler senin adına. Oradan Amazon'dan arkadaşlara göndeririz şeyden. Dinleyicilerimize de bir kendi çapımızda bir küçük hediye yapmış olalım. Böyle real time uydurduğumuz... Evet abi buraya kadar... Fatih Kadir Akın: Ooooo ssg: Vay ne güzel sıfırmış. Çok güzel. Fatih Kadir Akın: Abi bu noktaya kadar izledikler de sonunda bir koltuk sıkıştırıyoruz içeriye. ssg: Süper, süper. vigo: Sedat, abi sona doğru gelirken, bir, bunu da bizim program fark ettiğin gibi her şeyi böyle real time render edip, böyle patakütte girişme, hiçbir çalışma, konuşmamız, şeyimiz olmadan, aklıma şöyle bir şey geldi. Biz şimdi aslında hep böyle konuklarımız olacak. Bilmiyorum ne kadar mantıklı ama, şeyi sorayım abi sana. Böyle senin hayatında seni etkileyen, unutamadığın, hoşuna giden 3 maksimum 5 film ne var dinleyicilerimize yani böyle seni çok böyle dokunan hani şey açısından aynı şekilde müzik şarkı müzik grubu olabilir kitap olabilir ve tabi ki bilgisayarda soracağız sana bunları da bize paylaşırsan seviniriz hakkına ilk ne geliyor bağımlıyorum ssg: Evet. Valla şimdi kitabı önce anlatayım. Hayatımı değiştiren kitap Otostopçuğun Galaksı rehberi oğlanın ötesinde bir şey, ona yaklaşan bir kitap okuduğumu söyleyemem. Yani çok güzel kitaplar okudum tabii, çok kitap okudum ama hani o hayatımdaki en büyük farzlı ciddiyeti o yapmıştır. Bence muhteşem bir kitap. Hala arada açıp okuduğumda böyle kahkahalarla okuduğum çok komik, eğlenceli bir kitap. Xin yâni! vigo: Fatih sen biliyor musun bu kitabı? Duydun mu hiç? Bütün soruların cevabı olan bir sayı var. Fatih Kadir Akın: Abi duydum, duydum. ssg: Hıhıhıhıhı Fatih Kadir Akın: 42. Biliyorum abi ama okumadım. Okumak istediğim ama okumadığım kitaplardan biri ama şimdi SSG'yi övünce gidip okumak zorunda kaldığımı hissediyorum. şey çok merak ettim. vigo: Bravo. ssg: Tavsiye ederim. Yani Türkçe çevirisi bile çok güzeldir eminim. Douglas Adams bence çok hani İngilizceyi çok şairane kullanan bir adam. Hani öyle kelime sanatları hani cümle sanatları kullanıyor ki ama Türkçe çevirisini de okudum. O da çok güzeldi. Onda da çok eğlendim. İkisini de tavsiye ederim yani. Fatih Kadir Akın: İkisini de alıp ikisini de okuyacağım abi. ssg: Süper. Süper. Kitap, film... Film şimdi yani hayatımın dönem dönem... Yok bir sürü film var. Aklıma bir anda bir sürü geliyor zaten. Hani şey değil, şöyle şimdi dönemsel bir sürü şey var. Ama en çok izleyip, hala ilk gün izlediğim gibi keyif aldığım bir tek Matrix var sanırım. Yani Matrix'i bugün... Evet. vigo: Evet, kitap... ...film. hakkına ilk gelen ya evet evet evet evet evet Hah! Aynen abi, bir değil mi? Matrix bir değil mi? ssg: Ama şöyle benim Matrix'i ilk izleyişimde çok tuhaf. İlk izlediğimde VCD'den izlemiştim ve alt yazılar saçma sapandı. O zaman da anlamıyorum İngilizce dinlediğim falan. O saçma alt yazılarla ben filmi, uzaylı filmi falan sandım. İlk izleyişimde yanlış anlamışım komple bütün konuyu. Sonra sinemada izleyince şey yaptım. Doğru şekilde yorumladım. Efsane. Çok güzel. İlkinin yanına devam filmleri de yaklaşamadı bence. İlki o kadar iyi. vigo: Ben Süreyya, Süreyya'da izlemiştim ya. Kadıköy Süreyya. ne güzel sinemaydı ya. Yok. Arada ben sıkıldığım zaman böyle bir arka arkaya üçlü çakıyorum ama her zaman bir abi bambaşka bir şey ya. Çok acayip bir şey. Fatih Kadir Akın: Tabii canım. İlkinet net bamba. ssg: Aynen, sorry. ... Fatih Kadir Akın: Evet evet, sizinle... ssg: Evet, evet. Aynen diğerleri de keyifli. Kötü filmler değil kesinlikle ama bir öyle çıtayı yukarı çekti ki her şey geride kalıyor. evet, çok severim. Hatta sırf o yüzden şey aldım ya, bu Neo apartmanında oturuyor dairesinde biri gelip kapıyı çalıyor, White Rabbit'i takip ediyor falan ya, orada disket veriyor adamı. Hani bir şey yapmış, bir proje, yazılım projesi yapmış. Malware. vigo: Bir abi bir acayip ya Evet, evet. Simulkra. ssg: Malware'i geliştirmiş. Wyrm mı ne? bir şey. Trojan Horse ya da öyle bir şey. Hani nasıl kullanacağını söylüyor. Veriyor adama disk'i. O disk'in aynı marka model... O MD Disco şey değil. CD değil. O MD Disk'i aldım bir tane duruyor ben de. Aynı model, marka model. Üstünü de aynı şekilde yazdım falan yani. O kadar seviyorum. vigo: Evet evet, evet evet, değil değil. Benim vardı, MDP'lerim vardı abi. Çok eskiden Sony'nin. Zaten vardı. ssg: Vay müthiş yani çok güzel bir şey bence medya formatı keşke fiziksel medya formatına geri dönebilsek çok istiyorum. Canımı çok istiyor yani bir şeyleri şeyleri disket sürücüsüne sokayım takayım öyle çalıştırayım çıkarayım şılak diye çıksın bilmem ne falan. Fiziksel bir şeyler yapmak istiyorum artık ekrana dokunarak yapıyoruz her şeyi ya yakında ekran da kalmayacak havada parmaklarımızı oynatarak bir şeyler yapıyoruz üzülüyorum yani. vigo: Evet. Aynen. Şeyde, sen şu anda abi San Fransızca'da yaşıyorsun, şeyi çok merak ediyorum. Mesela İstanbul'da hiçbir yer yok ki gidip, fazla Akmar pasajına gideceğim, o da CD, yani zaten yeni CD üretilmiyor. Mesela eskiden her yerde film alırdım, ben de film koleksiyonu yapan birisi. Mesela artık hiçbir şey satın alıp böyle fiziksel olarak tutamıyorsun elini. San Fransızca'da da Amerika'da da bitik bazettem. Yani gidip bir, dur yeni bir DVD çıktı mı ya da bir... ssg: Hıhıhıhıhı Ne haber? vigo: Blu-ray bilmem ne falan ya da falan öyle bir şey var mı? Satılan bir yer var mı böyle mainstream bir şekilde? ssg: var var hala birkaç tek tük var ama yani bitiyor onlarda. Fiziksel medya kayboluyor büyük bir hızla. Mesela San Francisco'da AmiBa Music adında bir müzik mağazası var meşhur tarihi hala onlar hani plak bile satıyorlar. Şöyle ilginç bir şey var yalnız mesela kaset satışı arttı. Müzik kaseti satışı burada. Ve player da satılıyor. Ayvan'ın vigo: Allah, player var mı yani? Bulabiliyor musun? ssg: Bluetooth destekli kasetçaları satılıyor burada şu anda. Öyle tuhaf bir dönem değiliz ki. Bak CD bitti, DVD bitti. Yani bunlar kalmadı. şimdi... Nostalji hesabı anladım. Sanırım bir kesimde şey düşünüyor. Bunların ses kalitesi bir başka ya. Manyetik ortam analog. Onun havasını alamıyoruz. Plak da öyle oldu ya. Bir dönem plak coştu. Herkes plak aldı falan. Şimdi benzer bir şey kasete oluyor. vigo: Allah Allah Nostalji hesabı gibi mi yani? O kafada bir... Evet evet evet. Fatih Kadir Akın: Döngeye gir. ssg: Nasıl? Fatih Kadir Akın: Döngü değil, çok acayip geliyor. Bu aklıma geldi şimdi söyleyince. Bu harnesler çıkınca terminal, TUI'lar da bir anda popüler oldu ya tekrardan. Hani herkes cloud falan kullanmaya başladı işte falan. Ben şey diyorum abi niye terminal'e geri döndük ya? Hani o kadar işte interface falan geliştirmiştik. Teknoloji çok gelişti falan. Bir anda herkes böyle şey kullanmaya başladı. ssg: ... Evet. Evet. vigo: Ya ssg: Doğru, Fatih Kadir Akın: Geriye dönüyoruz. ssg: döngüsel bir şeyler olup duruyor hakikaten. Evet. Fatih Kadir Akın: Aynen aynen çok acayip mek gidiyor yani. Terminal UI gördükçe böyle şey diyorum. Ben bunu kullanamıyorum abi. Niye böyle biz bu şeyden vazgeçtik falan oluyorum. Kasette falan da öyle. Plakta da. Bende evde de plakçılar var bu arada. Kullanmıyorum yani. Ama işte şey, o hype'a kapılıp aldım ben de. Kasetçiler de alacağız herhalde yakında. O görünüm o. ssg: Evet. vigo: Benim işimde 15 yaşında bir kızım var. da işte geçtiğimiz yıllarda Netflix'te bu Stranger Things manyaklığına kapılıp delirdi böyle, bayıldı falan. Orada sürekli Walkman dinliyorlar ya. Baba dedi Walkman, bu ne dedi yani, bu nasıl bir yani çocuk için... ssg: Bak bu da etkili olmuş olabilir he yani o nostaljik şeyler kesin etkili olmuştur. vigo: Haa bilemedim. Evde Fatih Kadir Akın: Olabilir. Olabilir. vigo: benim bir tane Walkman'im vardı buldum onu. Daha içini play edecek kaset bulamadım abi. Yani hiç kalmamış. Ya işte bak bu böyle bir şey. Bu dediğim şey gibi ipod gibi düştü ama böyle kaseti takıyorsun, play ediyorsun hani böyle dijital ileri alınır filan. Ya şey çok garip oldu hani çocuk hani abi böyle bir şey var baba hani bu nasıl bir şey bu nedir? Kız devamlı şey dinliyordu ya. Benner'den şarkısı meşhur oldu ya tekrardan. ssg: Söyleyelim. vigo: Şarkının adını unuttum ya. Pat Banner, neydi? O meşhur oldu ya şarkı. Şarkı aklıma gelmedi adı. Kız devamlı hani şey olan en son böyle kulaklığı takıp hep o şarkıyı aynı şarkıyı dinliyordu ya. Aynı şekilde şeydi Metallica, Master of Pop efendim. ssg: Kimin? Açılayın. Ha şey eee Running up that hill O mu? Evet onu söyleyen şeydi ya kimdi o kadın Hayır pet değil Pet değil ya Yok o kadının adı söyleyeceğim vigo: Bravo abi adını hatırlayamadım. Aynen abi. Renan Abdal Hill onu, onu, onu dinliyordu falan. Pet, pet, pet, pet, bilmem ne. Değil mi? Ne abi? Ben Petliyat. ssg: Kate Bush vigo: Kate Bush ya, ne alaka sallıyorum ben de. Aynen abi, pardon. Kate Bush'u, onu devamlı dinliyordu falan filan. iPod'dan falan dinliyordu. İşte onu şey yapamadım. Yani bulup kaset, kaset bulup kaseti de bulamadım. Hiçbir şey bulamadım. Evde bir tane kaset kalmamış yani. Hepsini atmışız, gitmiş kaybolmuş yani. Böyle bir durum oldu. ssg: Hıh. Evet, neyse şimdi bulabileceksin artık yani onu düşün artık tekrar Oraya gelmedi mi? Gelir gelir vigo: Daha henüz buraya şey olmadı belki burada da başlar bilmiyorum. Plak çok var, plak çok var devamlı ama hep şey var abi işte Metallica'nın plakı yani böyle şey popüler şey işte Guns N' Roses'lar tekrar çıktı falan. Plak olarak böyle sıfır jelatininde var ama şeyi bilemiyorum tabii hani bunlar çünkü şeyde kalmadı ki abi öyle müzik şeyi diye bir şey kalmadı yani film satan bir şey kalmadı. Ben hatırlıyorum eskiden her şey tabii sahibi olamıyoruz hiçbir şey sahibi olamıyoruz. ssg: Evet. Tabii ki artık müziği de satın almıyoruz ki düşünürsen eskisi gibi. Sim edip bitiyoruz evet. O cam sıkıcı bir durum gerçekten. Bir gün dinlediğim parça ertesi gün Spotify'dan kaldırılmış oluyor. Yani bir sebepten. Neden bilmiyorum. Dinleyemez hale geliyorum. Bu çok tuhaf bir dönem aslında. Bir değişecek herhalde bir noktada da. vigo: Evet abi o çok kötü ya, o çok korkunç bir şey ya. Fatih Kadir Akın: Evet. vigo: Bir kere ben Apple Music'ten o zaman daha bu şeyler hani adı Apple Music değil de işte iTunes'dan bir çok eski bir genç liseye giderken dinlediğim bir rock grubu vardı. Onun böyle albümlerini falan satın almıştım parayla. Sonra bir gün abi benim iTunes şeyine para iadesi oldu böyle. Anlayamadım böyle. 9 dolar bu para geldi geri. Anlayamadım. Abi şeyden o aggregator ile bir şeyle anlaşması bitmiş. Ya satın aldığım zannettiğim kalkınca şeyden kütüphaneden bana Apple parayı geri ödedi. Abi neyi anladım ki ben bunda yani? ben onu hani satın aldığım parasından dursun işte aklıma geldiği zaman dinleyeyim. Yani yok gitti herhalde license agreement da falan mutlaka onları okey demişizdir yani. Satın alma diye bir şey yok işte onların canı isterse anlaşma tekrar gelirse çıkarsa falan filan böyle bir saçma durumlar oluyor yani. ssg: Al işte. Evet. Şimdi burada şey çok kolay oldu Sony disk üretimini bırakacağını söyledi ya disk oyun satışını artık sadece dijital oyun satacağını açıkladı ve büyük olay oldu millet playstation plus aboneliklerini iptal etti protestolar şunlar bunlar öyle bir sarsıcı bir şey oldu yani karşılığında da işte vigo: Ha evet. Fatih Kadir Akın: Evet evet evet. Bir şeye sahip olma bitiyor abi. Bir şeye sahip olma şeyi yok oluyor yani. vigo: Tabii, birilerinin kontrolünü... ssg: Yani evet birileri bunu yok etmeye çalışıyor ama yok oluyor mu gerçekten emin değilim. Belki bir noktada başkaları da bunu önercek. Diycek ki bizden sahip olabilirsiniz. Mesela GOG var ya, GOG Galaxy'e var clienti var şey, CDPR'ın oyun storu. GOG. CD Projekt RED var ya, Witcher'ı yapan firma. Bunların bir de oyun storları da var GOG adında. vigo: Yok. Ha bilmiyorum abi. Fatih Kadir Akın: Ben de bilmiyorum. ssg: GOG'un olayı oyunların downloadable installerlarını veriyor. Diske kaydedebiliyor. Ve alıp indirip diske yazarsan, GOG yarın dünyadan yok olsa bile oyunu sen kurup çalıştırabiliyorsun. Mesela bunu Steam yapmıyor. Yani Steam'deki oyunları indirdiğinde, hani Steam yarın buhar olsa ya da dese ki bu oyunu kaldırdım, oyun gidiyor. O mesela, adamlar bunu şimdi bir iş... vigo: Aaaa süper! ssg: modeli olarak sundular yani bir avantaj olarak gösterirler. Bizim oyunlarımıza her zaman, her daim sahip olabilirsiniz. İnlerin, diske yazın, sizin olsun. Ha yani bunu belki bu rakiplerini de yaratacak. Hani müziğinize sahip olun işte nasıl kaset çıktı yani alıyorsun ve senin oluyorsun o füze kadar yani ne bileyim benzer bir şeyler olabiliyorsun. Hani komple bir spiralden aşağı gittiğimizi düşünmüyorum hani bazı şeyler de kendi kendini düzeltiyor zamanla. O yüzden o kadar karamsar değil mi? vigo: Süper. Şaman Peki son sorum şu abi yapay zeka provaydırlarından hangilerini kullanıyorsun favorin hangisi ya da bir favorin var mı? ssg: Yapay zekalardan şöyle favorim, şöyle ben değişik biraz değişik takılıyorum. Ben bir kere Google kullanmıyorum. Mesela Google'la arama yapmıyorum webde. Arama için kullandığım Kagi adında, paralı abonelik ile çalışan bir şey var, arama motoru. Kagi.com. Buna para veriyorum. Üç yıldır da bunu kullanıyorum. Ve Google'a hiç ihtiyacım olmadı. Hani bugüne kadar. vigo: O Bye! ssg: Bunun bir avantajı bu AI modelleriyle geliyor abone olduğun zaman. Yani parayı Kagi'ye veriyorsun ama sana bir de AI kullanım hakkı veriyor. Hem açık kaynak modelleri işte GLM, Kimi gibi modellere izin veriyor. Hem de işte Cloud, GPT, OpenAI, Anthropin modelleri, Google'ın, Gemini'yi falan bunları kullanmana da izin veriyor. Kademeden aboneli kalırsan ben bunu kullanıyorum soru cevap işleri için. Kodlama için kullanmıyorum. Soru cevap işleri için Kagi'yi kullanıyorum. Kagi'nin bir güzelliği reklamsız bir ortam. Yani sana reklam diye önüne alakasız bir şey çıkarmıyor. Onlarla bocalamıyorsun. Onun dışında da gizliliğe önem veren bir ortam. Senin aramalarını şunları bunları kaydetmiyor. Bunları işlemiyor vesaire. Öyle güzel özellikleri var. O yüzden tercih ediyorum. Neyse ben sonuçta EY konuşmamışla Kagi'nin asistanı üzerinden kullanıyorum ve kullandığım modellerde işte değişiyor. Şu anda Cloud High Quay kullanıyorum soru cevap işleri için mesela. Çok ayrıntılı bir şey gerekirse üst model deniyorum. Kodlama tarafında uzunca bir süre şey kullandım. GitHub Copilot'ı kullandım. Geçen ay Temmuz'da şey değiştirdi. GITAP KOPAL fiyatlama politikasını değiştirdi. Kullandığım kadar ödeye geçti ve iki günde benim tokenlar bitince iptal ettim. Onu kullanmıyorum artık. Yani o şekilde ben çalışamam. Yani o kadar ufacık iş de hemen tükenecekse olacak iş değil. Bana hazır verdiği tokenlar hiçbir şeye yetmez oldu. Eskiden bir ayı götürüyordu düşün. Bir zam yaptılar. Bir ayı iki günde bitiyor artık. Saçma bir şeye döndü. Onu iptal ettim. vigo: Yüzleşleri evet evet. Evet evet evet. ssg: Şu anda kodlama için kullandığım bir şey yok. Yani elle yazıyorum kodu açıkçası şu anda. AI'ya sorduğum oluyor. Mesela hani şunu nasıl yaparım, bunu nasıl yaparım diye soru soruyorum da kod yazdırma kısmında çok fazla desteğini almıyorum. Yani zaten dediğim gibi AI'ya bir kere kodu emanet ettiğinde AI'yi kovamıyorsun işte. Öyle bir problem var. Onu da çok istemiyorum aslında çok angaj etmek. vigo: İşte bu be! İşte bu be! Aynen abi aynen. ssg: Şikayetçi olduğum şey değil sadece yavaşım yani AI daha hızlı yapıyor işleri benden. Ama sonuçta uzun adede iyi bir şey. vigo: Evet. Yani şey hisse oldu mu sende abi? Ya şunu... Şey gibi olmasa ama, ukalalık gibi olmasa ama... Ben yani şunu gördüm, ben de kendi çapımda kullandım. Benden daha iyi kod yazmıyor abi. Ya da ben onu beceremedim, onu anlatamadım kendime. Dolayısıyla da şey gibi oluyor. Onun yazdığı şeyleri sürekli anlamaya çalışmak, sürekli refaktör etmek. Sonra dedim ki ya abi ben... Aynen abi. ssg: Evet evet. Bunu niye böyle yazdın diyorsun. Ya çok haklısın. Evet onu öyle yazmamalıydım özür dilerim. Yani bunu çok yapıyor evet. Yani verimsiz kod çok yazıyor. Haklısın. Hakikaten göstere göstere verimsiz kod çok yazıyor. Belki opus da falan farklıdır ama opusla paramız yetmez bizim. kadar opus kullanacak kadar zengin değil. vigo: Yıldım ben abi ondan yıldım Opus kullandım abi. Ya yok işte bizim de proje falan 200 dolarlık paketteydim ben. Ben iptal ettim bıraktım şeyi de kaybettim abi. Artık böyle şey gibi oldum adımı bile oraya soruyor ya böyle kendimi kaybettim abi şeyden yani bunu şey için söylemiyorum bu benim kendi evet evet ssg: Evet evet, bir zihin tembelliği yaptığı da doğru. O kendimde de gözledim. Yani dur ya, AI yapardı nasılsa ben bunu öğrenmekle uğraşmıyorum falan. öyle bir şey de var. O da sakıncalı bir durum. O yüzden... vigo: Evet abi aynen abi. ssg: Pardon ya şey, Yani, evet o kısımda biraz kontrollü gitmekte fayda var. Yani kendi insan faktörünün kıymetinin arttığı bir döneme giriyoruz. Aslında insan şey diyor, AI dönemine giriyoruz diyor, tam tersini düşünüyorum. Bence insan dönemine giriyoruz. Yani insanın kıymetinin en belirgin çıktığı yerlerde en çok coştuğu... Fatih Kadir Akın: Evet, kesinlikle. vigo: Evet. ssg: Coşacığı döneme giriyoruz. İnsanı nasıl en iyi şekilde kullanırız, en verimli şekilde kullanırız. Çünkü AI zaten insanın ameliyeliğinin harcandığı şeylerde işliyordu. Şimdi biz artık yani bu ameliyeliğe vakit ayırmadan sadece insani olarak ne kıymet katabiliriz? Mesela sanat eserlerinde bence çok önemli bu. Yani ben şimdi görüyorum AI çizimini anlayabiliyorum. Ne bileyim, AI'in yazdığı blog postunu anlıyorum ve okumak istemiyorum. vigo: Evet, evet, evet. Evet, evet, ssg: Sıkkım sıyrılıyor EA'nın vigo: evet, evet, evet. ssg: yazım tarzından. LinkedIn bunlarla dolu. Herkes EA yazdırıyor paylaşımını. Ay iğrenç. Emojilerinden de tiksindim. Emojiden de tiksindim EA yüzünden. Her şeyden. Yani şey böyle artık... Vallahi yeter ya. Çok sıkıldık hocam. vigo: Evet, evet, evet, evet. Aynen öyle. Aynen öyle. Fatih diyor ki şu anda iki tane yaşlıyı aldım diyor bunlar ne konuşuyor diye. EY AY AY EY EY EY EY EY EY EY EY EY EY EY EY EY EY EY EY EY ssg: Yok yok genel gençlerde de böyle. Söyleyeyim gençlerde Fatih Kadir Akın: Yok abi yok. ssg: çok tepkili bu açıdan. Fatih Kadir Akın: Yok, yok, bak veriyorum yani. Ya bu arada şeyi çok öldürüyor abi. Özellikle yeni başlayanlarda şimdi hani kod yazarken... Ya ben şunu görüyorum mesela. şimdi kod yazdığı kodu sürekli inceliyorum, tamam mı? Yazdığı koda bakıyorum. Hatta böyle bakıyorum yazması, saçmalamaya başlıyor, durduruyorum. Ya ne yapıyorsun falan diye tartışıyorum mesela. Çünkü hani görebiliyorsun bazı şeyleri ama... Ya örnek görüyorum. Şimdi ben Swift bilmiyorum, iOS kodu yazdırıyorum Swift'te. Abi ne yazarsa kabulüm yani benim... vigo: Ha, kim bilir ne oluyor? Fatih Kadir Akın: Ne yazarsa kabul etmek zorunda kalıyorum ve herhangi bir onu valid edebilecek bir bilgi seviyem yok ya. dediğin gibi yani bir tek o biliyor ne yazdığını. Ben ondan sonra Aya'ya böyle şeyim yani teslimim yani. Başka hiç hiçbir çarem yok ve mecburen oradan devam ediyoruz. O yüzden böyle yeni başlayan... ssg: Evet. Evet. Evet. Senin projen gibi de olmuyor. Ben sahiplenemiyorum projeyi. Bunu başka arkadaşlar da bana aynısını söyledi. Tamamen ee yaptırdıysam bir işi, kendi işim gibi olmuyor. Yani birine yaptırmışım gibi bir şey oluyor. Gerçekte olan da o zaten de. Hani yine de şey değil, proje üzerinde yeterince kreatif etkimin olmadığını düşünüyorum. Beni o şekilde rahatsız ediyor. vigo: Aynen abi ya. Evet. Evet değil, aynen. bizim ssg: O ayrıntı seviyesine inersen de zaten ulan kodu ben yazayım. o o seviyede her şeyi anlatacaksam satır satır zaten kodu benim yazmamla denk oluyor. Şimdi kodu yazmak kısmı zor değil ki. Bütün bu mimari kararları verme. Bu şeyleri yapıyı oturtma kısmı zor olan. Kodu zaten yazıyorsun. Cajur yazıyorsun yani bir şey yok kodda. Neyi nasıl yapacağımı bilmek ve mimari kararları oturtmam. Yani. vigo: Bizim hacker boys intro'ları gibi oluyor işte. Afrik dediğimiz, rip dediğimiz intro gibi bir şey getiriyor. Ben yaptım... Aynen, aynen, aynen. ssg: E tabi yani AI'da birinden ripplıyor sonuçta tabi AI'da bir şeyleri rippleyip yazıyor aynen Doğru Fatih Kadir Akın: Yugo, vigo: Abi... Fatih Kadir Akın: demosiyenin vigo: Soru? Fatih Kadir Akın: hazırlığı için izledin? vigo: denedim denedim şey yaptı cloud 4.6 mi vardı en son 8 mi 7 mi 4.6 demeye 10 da şey denedim ben 4.6 da şey denedim normal böyle raster c64 smd raster master d011 şeyi inter-up minter-up işlerini falan yapabildi böyle hatta bana şey yaptı böyle yukarı aşağı giden biraz timingler yüzde yüz tutmadı ama yani bir de hatta onun bir de bak html de de şeyi gösterdi bak böyle olacak falan kodu verdi falan Fatih Kadir Akın: 4-8 den ssg: hahahaha vigo: Emine Oğulları'da çalıştırdım. Şey çok acayip tabii. O onon noktada bunu anlatıp, hani o registerleri bilmesi, o trikleri falan bir şekilde model öğrenmiş ya da nasıl öğreniyorsa artık şeyde. Ama mesela geçen yeni... Bak yeni parti vardı işte X20206 vardı mesela orada şey var mı diye baktım hani acaba birileri ne bileyim AI ile falan bir demo competition'a katıldı mı diye çok ya baktım şeyler yine şey değil yani hayvan gibi release'ler vardı ama hani kimse böyle tabi tabi ssg: Aferoz ederler vallaha. AI kullanmanı fark ederlerse adam pikseli eline koymadın diye bile grafiklerde seni şey yapıyor. Aferoz ediyor ki yani. vigo: Tabi tabi. Şeyleri alır ya böyle, stagelerini de sabmet edersin ya kompoya katılırken. Birinci, ikinci, beşinci böyle hani final bitmiş değil yani. ssg: Tabii tabii. Zipin içine atarsın. Fatih Kadir Akın: aging yani. Hedefin ne yaptığını göstermek zorundasın. ssg: Kademe kademe yaptığına. Aynen. vigo: Aynen öyle. Abi, vallahi ağzına sağlık. İki saat nasıl geçti? şey diyeyim, gözüm bir yandan da timerda şey diyerekten hani biraz bize de şey de geldi. Ya çok uzun, çok uzun. Olsun abi, biz işte sohbet ediyoruz. Bir aramızda takılıyoruz gibi. Ya bize vakit ayırdın abi. Çok teşekkür ederiz. Harika bir kayıt oldu. Vallahi çok sağolasın katıldığın için. ssg: Ben teşekkür ederim. keyifli oldu ya. Süper oldu. Sizi görmek de güzel oldu tekrar. Fatih Kadir Akın: O zaman kapalı tutuyorum ben. vigo: O zaman kaydı durdur bakalım Fatih. Fatih Kadir Akın: O zaman bir sonraki bölümde görüşmek üzere arkadaşlar. Umuyoruz bu bölüm güzel geçmiştir. Ben valla acayip keyif aldım. Genelde dinledim burada çünkü bayağı şey böyle ne derler... Abi yok yok şey çok güzel yani ben siz anlattıkça kafamda şey yapıyorum mesela işte SSC falan işte o bilgisayarcıya gitti falan filan şeyleri böyle kafamda böyle sahne sahne film izler gibi izledim dinledim yani. O yüzden benim için çok keyifliydi. Herkes de öyle dinleyeceğini düşünüyorum. O yüzden... vigo: Benden fırsat kalmadı zır zır konuştum. Fatih Kadir Akın: Benim için süper bir bölüm oldu. O zaman bir sonraki bölümde görüşmek üzere arkadaşlar. Hoşçakalın.